Cheeco

Olgunlaşan kişinin sanatı, er ya da geç sınırlamalardan çıkan ve olgun sanatın tüm biçimlerinde mevcut olan diyalektik gerilimle kendini ilişkiye sokmalıdır. Michelangelo’nun kıvranan esirleri; Van Gogh'un vahşice bükülen selvileri; Cezanne'ın bize sonsuz bir baharın tazeliğini anımsatan nefis sarı-yeşil güney Fransa peyzajları — bu eserler kendiliğin- denliğe sahipken, bir yandan da gerilimin içkinleştirilmesinden gelen olgun niteliğe de sahiptirler. Bu onları "ilginç"ten daha öte kılar; onları büyük kılar. Sanat eserinde var olan hâkim olunmuş ve aşılmış gerilim, sanatçıların sınırlamalar ile ve sınırlamalara karşı başarılı mücadelelerinin sonucudur.
Sayfa 138 - Metis Yayınları·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Bilincin kendisi bu sınırların farkına varılmasından doğup çıkar. İnsan bilinci varoluşumuzun ayırdedici yanıdır; sınırlamalar olmasaydı onu asla geliştiremezdik. Bilinç, olanaklar ve sınırlılıklar arasındaki diyalektik gerilimden doğup gelen bir farkındalıktır. Çocuklar sınırların farkına varmaya, topu kendilerinden farklı bir şey olarak yaşadıklarında başlarlar; anne her ağladıklarında kendilerini beslemediği için onlar için sınırlayıcı bir etmendir. Bu gibi birçok sınırlayıcı deneyimden geçerek, kendilerini diğerlerinden ve nesnelerden farklılaştırma yetisini ilerletmeyi ve hazzı ertelemeyi öğrenirler. Hiçbir sınır olmamış olsaydı, bilinç de olmazdı. Tartışmamız buraya gelince ilk bakışta cesaret kırıcı görünebilir, oysa daha derinlere indikçe bu görünümünü yitirir. İnsan bilincinin başlangıcına işaret eden İbrani mitinin, Cennet Bahçesi'nde Âdem ve Havva’yı bir başkaldırma bağlamında tasvir etmesi tesadüfi değil. Bilinç, cennette yasak olarak konmuş bir sınıra karşı mücadele için doğmuştur. Yehova tarafından konan sınırın ötesine geçmek daha sonra insanın içinde varlık kazanan ve gelişen diğer sınırların ortaya çıkmasıyla cezalandırılmıştır -kaygı, yabancılaşma ve suç duygusu. Ama baş kaldırma deneyiminden değerli nitelikler de ortaya çıktı -kişisel sorumluluğun duyumsanışı ve en nihayet yalnızlıktan doğup gelen insan sevgisi olanağı. İnsan kişiliğine konan sınırlara karşı durmak, gerçekte genişleyici bir hal alır. Böylece sınırlanma ve genişleme el ele gider. Alfred Adler, uygarlığın fiziksel sınırlamalarımızdan ya da kendi deyişiyle, aşağı olmaktan doğduğunu ortaya attı. Dişe diş, pençeye pençe, insanlar vahşi hayvanlardan daha aşağı indiler. Hayatta kalabilmek için bu sınırlamalarına karşı mücadelelerinde insanlar zekalarını geliştirdiler. Herakleitos,
Sayfa 136 - Metis Yayınları·Kitabı okudu
Sokrates Savunma'sında bize, tanrının, dostu Chaerephon'a dünyada kimsenin ondan (Sokrates'ten) daha bilge olmadığını söylemesinin ne anlama geldiğini çözmek için ne kadar uğraştığını anlatır. Filozof en bilge olmasının anlamının kendi bilgisizliğini kabul etmesinden geldiği sonucuna varır. Tanrı Sokrates'e kendini bilmesini öğütledi. O zamandan bu yana, Nietzsche ve Kierkegaard gibi ince düşünen kişiler tanrının öğüdünün anlamının dibine varmaya uğraşıp durdular; ve biz de hâlâ onda yeni anlamlar bulmaya doğru itiliyoruz. Hatta Nietzsche onun anlamını ilk bakışta varılabilecek sonucun tam tersi bir biçimde yorumlar: "Tanrı Sokrates'e 'Kendini Bil'i ifşa ederken ne demek istemişti? Muhtemelen, 'Kendinle ilgilenmeyi kes', 'Nesnel ol' demek istememiş miydi?" Gerçek semboller ve/veya mitler gibi tanrının bu deyişleri de, yeni ve ilginç anlamlar açımladıkça tükenmez bir zenginlik üretiyorlar.
Sayfa 131 - Metis Yayınları·Kitabı okudu
Bireylerin kendi olanaklarını tanımaları, kendilerinin yeni yanlarını ve kişilik-içi ilişkileri aydınlatmaları için tek başvuracakları kaynak yine bireyin kendisi olmalıdır. Bu süreç insanlardaki yaratıcı kaynağı tıklatır. Onları içe, kendi yaratıcı pınarlarına döndürür.
Sayfa 131 - Metis Yayınları·Kitabı okudu
Bugünlerde terapiye gelen kişiler, antik Yunan'daki garip manzarayı göz önünde tutarak, gözyaşı dökenlerin Odysseus ya da Achilles gibi güçlü kişiler olduğu gerçeğine işaret ediyorlar. Ancak Yunanlılar bu itkilere hakim olunması ve onların yönlendirilmesi gerektiğini de biliyorlardı. Onlar, erdemli (arete) bir kişinin özünün, tutkuları tarafından seçilmek değil, tutkularını seçmek olduğuna inanıyorlardı.
Sayfa 126 - Metis Yayınları·Kitabı okudu