Cheeco

İnsan özgürlüğü, yaşamın itkisi ile ona vereceğimiz karşılık arasında duraklayabilme ve bu duraklamada, ağırlığımızı vermeyi arzu ettiğimiz yönü seçebilme yetimizi içerir. Özgürlüğe dayanan, kendimizi yaratabilme yetisi, bilinçten veya bireyin kendi-farkındalığından ayrılamaz.
Sayfa 123 - Metis Yayınları·Kitabı okudu
Reklam
Kierkegaard'ın pek yerinde söylediği gibi, benlik, bir oluşma sürecinden başka bir şey değildir. İnsan yaşamındaki apaçık —özellikle kişinin göz rengi, boy, yaşamın görece uzunluğu gibi fiziksel yanlarındaki— determinizmin yanı sıra, kişinin kendini yönlendiren, kendini-biçimlendiren yanı da ortadadır. Düşünme ve kendini yaratma ayrılamazlar. Kendimizi gelecekte yer alır gördüğümüz tüm bu fantezilerin farkına vardığımızda ve kendimizi şu ya da bu yola yönlendirmeye giriştiğimizde, bu apaçık ortaya çıkar.
Sayfa 123 - Metis Yayınları·Kitabı okudu
Karşılaşmanın öz niteliği olarak nitelediğimiz bu yüksek bilinçlilik, öznel deneyim ile nesnel gerçeklik arasındaki ikiliğin aşıldığı ve yeni anlamlar açımlayan sembollerin doğduğu bu durum, tarihsel olarak vecd sözcüğüyle karşılanmaktadır. Tutku gibi, vecd de bir duygulanım niceliği değil, bir duygulanım niteliğidir— ya da, daha net söylenirse, bir yanı duygulanımsal olan bir ilişki niteliğidir. Vecd hali özne- nesne ikiliğinin geçici olarak aşılışıdır. Psikolojide, Moslow'un doruk deneyimi üzerine dikkate değer bir çalışması sayılmazsa, bu problemi bertaraf edişimiz ilginçtir. Veyahut, vecdden dem vururken gizliden gizliye küçümseyici ya da onu nevrotik olarak varsayıcı bir tavır takınıyoruz. Karşılaşma deneyimi kendisiyle birlikte kaygıyı* da getirir. Giacometti’nin deneyimi üzerine tartışmamızdan sonra, sanatçı ve yaratıcı insanların yaratma anlarındaki ''korku ve titreme''lerini** hatırlatma gereği duymuyorum. Prometheus miti bu kaygının klasik ifadesidir. W. H. Auden bir keresinde, ''oyun oynamadan'' şiir yazdığı zaman kaygıya düştüğünü anlatmıştı. ''Oyun oynama'' kaygının geçici olarak parantez içine alındığı bir karşılaşma olarak tanımlanabilir. Oysaki olgun yaratıcılıkta, sanatçı (ve sonradan onun eserinden faydalanacak olan diğerleri, bizler) yaratılmış eserdeki coşkuyu yaşayacaksa, kaygıyla yüz yüze gelmelidir. Frank Barron'un sanat ve bilimdeki yaratıcı kişiler üzerine olan çalışmalarından, onları doğrudan doğruya kaygıyla yüzleşirken gösterdiği için etkilenmişimdir. Barron***'un saptamasına göre ''yaratıcı kişiler'', çağdaşları tarafından, çalıştıkları sahaya müstesna katkılarda bulunmuş olarak tanımlanan kişilerdi. Onlara, ''normal'' insanlardan oluşan bir kontrol grubuyla birlikte, bazılarında düzenli, sistematik çizimler ve bazılarında da
Sayfa 116 - Metis Yayınları·Kitabı okudu
MacLeish bize, ''Şairin işi''nin ''çığlık boğazında düğümlenene kadar beklememek'' olduğunu söyler. Açıktır ki, her çeşitten şiirsel ve yaratıcı kavrayış bize gevşeme anlarında geliyor. Bununla birlikte ortaya çıkışları gelişigüzel bir biçimde olmuyor, onlar, kendimizi yoğun bir biçimde verdiğimiz, diri ve bilinçle yoğunlaştığımız deneyimlerimizin alanında beliriyorlar. Kavrayışların sadece gevşeme anlarında hamle yaptıklarını söylemek, onların yaratılışlarını açıklamaktan çok nasıl ortaya çıktıklarını anlatmak olur. Şair arkadaşlarım bana, değil şiir yazmak, okumak bile istendiğinde, dolu bir öğle yemeği ve yarım litre biradan sonraki saatin tam da bu işi yapmamanın zamanı olduğunu söylüyorlar. Bunun için, daha çok, en yoğun, en yüksek bilince muktedir olduğumuz anları seçmek gerek. Öğle şekerlemesinde şiir yazarsanız, şiirinizi öğle şekerlemesinde okurlar.
Sayfa 115 - Metis Yayınları·Kitabı okudu
Sanat ürünü karşılaşmadan doğar. Bu sadece resim için değil, şiir ve yaratıcılığın diğer biçimleri için de doğru. Auden bir keresinde özel bir konuşmada şunu işaret etmişti: ''Şair dille evlenir ve bu evlilikten şiir doğar.'' Bu, şiirin yaratılmasında dili ne kadar etkin kılıyor! Dil sadece bir iletişim aracı değil, ya da dili yalnızca fikirlerimizi ifade etmek için kullanmıyoruz, bir o kadar doğru olan, dilin bizi kullandığı. Dil, yol arkadaşımız olan insanların ve kendimizin tarih boyunca birikmiş anlamlı deneyimimizin sembolik ambarıdır, ve böyle olduğunca, bir şiir yaratmada bize uzanıp bizi kavrayıveriyor. ''Bilmek'' anlamına gelen özgün İbranice ve Grekçe sözcüklerin ''cinsel ilişkide bulunmak'' anlamına geldiği de unutulmamalı. İncil'de "İbrahim karısını bildi ve o gebe kaldı”* diye yazar. Terimin etimolojisi, bilginin kendisinin —şiir, sanat ve diğer yaratıcı ürünler gibi— öznel ve nesnel kutuplar arasındaki dinamik karşılaşmadan doğup gelmesinin prototipik olgusunu sergileyip anlatıyor. Cinsel metafor gerçekte karşılaşmanın önemini ifade ediyor. Cinsel birleşmede iki kişi birbirleriyle karşılaşırlar; birbirleriyle tekrar bütünleşmek için kısmen geri çekerler kendilerini, bilmenin ve bilmemenin tüm nüanslarını yaşayarak birbirlerini tekrar bilmek için. Erkek kadınla bütünleşir ve kadın da erkekle; ve kısmen geri çekilme, ikisine de yeniden dolmanın vecd yaşantısını verecek en uygun yol olarak görülebilir. Her biri kendi yolunda etkin ve edilgindirler. Bu, önemli olanın bilme süreci olduğunun bir gösterilişidir, eğer erkek basit bir şekilde kadının içinde durursa, olup biten, iç içeliğin doğurduğu hayreti uzatmanın ötesinde bir şey değildir. Yaratıcılığın son aşamasının bakış açısından bakılırsa anlamlı olan, karşılaşma ve tekrar-karşılaşmanm sürüp giden
Sayfa 110 - Metis Yayınları·Kitabı okudu
Reklam