Karşılaşmanın öz niteliği olarak nitelediğimiz bu yüksek bilinçlilik, öznel deneyim ile nesnel gerçeklik arasındaki ikiliğin aşıldığı ve yeni anlamlar açımlayan sembollerin doğduğu bu durum, tarihsel olarak vecd sözcüğüyle karşılanmaktadır. Tutku gibi, vecd de bir duygulanım niceliği değil, bir duygulanım niteliğidir— ya da, daha net söylenirse, bir yanı duygulanımsal olan bir ilişki niteliğidir. Vecd hali özne- nesne ikiliğinin geçici olarak aşılışıdır. Psikolojide, Moslow'un doruk deneyimi üzerine dikkate değer bir çalışması sayılmazsa, bu problemi bertaraf edişimiz ilginçtir. Veyahut, vecdden dem vururken gizliden gizliye küçümseyici ya da onu nevrotik olarak varsayıcı bir tavır takınıyoruz.
Karşılaşma deneyimi kendisiyle birlikte kaygıyı* da getirir. Giacometti’nin deneyimi üzerine tartışmamızdan sonra, sanatçı ve yaratıcı insanların yaratma anlarındaki ''korku ve titreme''lerini** hatırlatma gereği duymuyorum. Prometheus miti bu kaygının klasik ifadesidir. W. H. Auden bir keresinde, ''oyun oynamadan'' şiir yazdığı zaman kaygıya düştüğünü anlatmıştı. ''Oyun oynama'' kaygının geçici olarak parantez içine alındığı bir karşılaşma olarak tanımlanabilir. Oysaki olgun yaratıcılıkta, sanatçı (ve sonradan onun eserinden faydalanacak olan diğerleri, bizler) yaratılmış eserdeki coşkuyu yaşayacaksa, kaygıyla yüz yüze gelmelidir.
Frank Barron'un sanat ve bilimdeki yaratıcı kişiler üzerine olan çalışmalarından, onları doğrudan doğruya kaygıyla yüzleşirken gösterdiği için etkilenmişimdir. Barron***'un saptamasına göre ''yaratıcı kişiler'', çağdaşları tarafından, çalıştıkları sahaya müstesna katkılarda bulunmuş olarak tanımlanan kişilerdi. Onlara, ''normal'' insanlardan oluşan bir kontrol grubuyla birlikte, bazılarında düzenli, sistematik çizimler ve bazılarında da