İnsan ne zaman kendisidir? Her zaman olduğu gibiyken mi? Kendini hep gördüğü biçimdeyken mi? Yoksa düşüncelerin ve duyguların yakıcı lavları bütün yalanları, maskeleri ve kendini kandırışları içine aldığı zaman olduğu gibi mi? Bir insanın artık kendi gibi olmadığından yakınanlar çoğu kez başkalarıdır. Belki de aslında şöyle demek gerekirdi: Artık olmasını arzuladığımız gibi değil o. Sonunda bütün bunlar, alışılmış olanın tehlikeli biçimde sarsılmasına karşı, karşımızdakinin sözüm ona iyiliği için duyulan saygı ve ilgi maskesi altında sunulan bir slogan sayılmaz mıydı?
Hayatın eksik olarak, bir gövde olarak kalacağı korkusu; insanın artık olmayı hedeflediği kişi olamayacağının bilincine varması. Ölüm korkusunu sonunda bu şekilde yorumlamıştık. Ama hayatın bütünlüğünün ve tutarlılığının eksik olmasından nasıl korkabilir insan, diye sormuştum, bir kez geri dönülemeyecek bir olgu haline geldikten sonra bunları artık yaşayamayacaksa?
Kelimenin tam, ciddi anlamıyla bir veda şu anlama gelir: İki kişinin, birbirinden ayrılmadan önce, birbirlerini nasıl görüp tanıdıkları konusunda anlaşmalarıdır. Vedalaşmak, insanın kendi kendisiyle de yaptığı bir şeydir: Karşısındakinin bakışları altında kendine arka çıkmasıdır.