Cheeco

O VENENO ARDENTE DO DESGOSTO. ÖFKENİN KOR ZEHRİ.
Başkaları bizi kendilerine -pervasızlıklarına, adaletsizliklerine, düşüncesizliklerine- öfkelenmeye zorlarlarsa, üzerimizde güçlerini denemiş olurlar, ruhumuzun içine yayılıp yiyip bitirirler onu, çünkü öfke, bütün yumuşak, soylu ve uyumlu duyguları dağıtan, bizi uykumuzdan eden kor bir zehir gibidir. Uyuyamayıp ışığı yakarız ve kanımızı emip gücümüzü tüketen asalak bir parazit gibi içimizde yuva kuran öfkeye öfkeleniriz. Sadece verdiği zarara kızmayız, bir başına içimizde gelişmesine de kızarız, çünkü biz şakaklarımız zonklayarak yatağın kenarında otururken, öfkenin uzaktaki asıl faili, kurbanı olduğumuz öfkenin parçalayıcı gücünden zarar görmeden kalır, içimizdeki insansız sahnede, sessiz öfkenin parlak ışığına bulanmış olarak sadece kendimiz için müphem figürler ve müphem sözlerle bir oyun sahneleriz; ve bu sözleri, buz gibi alevlenen bir ateş olarak iç organlarımızda hissettiğimiz umarsız bir öfkeyle müphem düşmanlarımıza fırlatırız. Bunun, karşımızdakine zarar verme olanağı bulabileceğimiz ve zararın iki yanlı dengelenebileceği sahici bir hesaplaşma değil de bir gölge oyunundan ibaret olmasından duyduğumuz çaresizlik büyüdükçe zehirli gölgelerin dansı daha da çılgınlaşır, düşüncelerimizin en karanlık katakomplarına kadar peşimizden gelirler. (Saldırıya geçeceğiz diye düşünürüz hiddetle; ve geceler boyu karşımızdakinde yangın bombası etkisi yaratacak sözler arayıp buluruz, öyle ki artık içinde öfke alevleri parlayan kişi o olur, biz ise, karşımızdakinin yenilgisinden duyduğumuz sevinçle sakinleşmiş olarak huzur içinde kahvemizi içeriz.) Öfkeyi doğru biçimde kullanmak ne anlama gelebilirdi? Karşılarına çıkan şeyler yüzünden kesinlikle susup kalan ruhsuz yaratıklar olmak istemiyoruz, değerlendirmeleri, soğuk, ruhsuz hükümlerde tükenip giden yaratıklar, hiçbir şey
Sayfa 346 - Kırmızı Kedi Yayınevi·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Jorge ile Prado, insanlar arasındaki lealdade'yi, sadakati tesis edenin ne olabileceğini demek bu binada kağıda not etmişlerdi. Bir tek 'aşk'ın yer almadığı bir liste. Arzulanmak, hoşlanmak, güvence. Er ya da geç dağılacak duygulardı bunlar. Sürekli olan tek şey sadakatti. Bir arzu, bir karar, ruhun taraf tutması. Tesadüfi karşılaşmaları ve duyguları bir ihtiyaca dönüştüren şey. Bir nebze sonsuzluk, sadece bir nebze, ama olsun, demişti Prado.
Sayfa 342 - Kırmızı Kedi Yayınevi·Kitabı okudu
'Biliyorsun,' dedi, 'içimin okunmasından hoşlanmam. Yine gel, lütfen.'
Sayfa 342 - Kırmızı Kedi Yayınevi·Kitabı okudu
YOL ALMAKTA OLAN BİR TRENDE OTURUR GİBİYİM KENDİ İÇİMDE.
ESTOU A VIVER EM MIM PRÓPRIO COMO NUM COMBOIO A ANDAR. YOL ALMAKTA OLAN BİR TRENDE OTURUR GİBİYİM KENDİ İÇİMDE. Gönüllü olarak binmedim, seçme hakkım yoktu, nereye gittiğimi bilmiyorum. Çok çok eskiden bir gün kompartımanımda uyandım ve tekerleklerin döndüğünü hissettim. Heyecanlıydı, tekerleklerin tıkırtısını dinledim, başımı esen rüzgara verdim, yanımdan geçen şeylerin hızının tadını çıkardım. Keşke trenin yolculuğuna hiç ara verilmese. Herhangi bir yerde sonsuza kadar durmasını kesinlikle istemezdim. Trenden inemeyeceğimi Coimbra'da, konferans salonundaki sert bir bankta otururken kavradım. Rayları ve yönü değiştiremem. Hızı ben belirlemiyorum. Lokomotifi görmüyorum, onu kimin kullandığını ve makinistin güvenilir görünüp görünmediğini bilemem. Sinyalleri doğru okuyup okumadığını, yanlış yerleştirilmiş makasları fark edip etmeyeceğini de bilemem. Kompartımanımı değiştiremem. Koridordan geçenleri görüp şöyle düşünüyorum: Belki onların kompartımanlarında durum benimkinden çok farklıdır. Ama oralara gidip bakamam, daha önce hiç görmediğim, bundan sonra da görmeyeceğim kondüktör kompartımanın kapısını kilitleyip sürgülemiş. Pencereyi açıyorum, iyice dışarı sarkıyorum ve başkalarının da aynı şeyi yaptığını görüyorum. Tren hafif bir dönemeçte. Son vagonlar hala tüneldeler ama ilk vagonlar da öyle. Belki de daire çiziyordur tren, kimse, hatta makinist bile fark etmeden hep daire çiziyordur? Trenin uzunluğu hakkında hiçbir bilgim yok. Bir şey görebilmek, anlayabilmek için boyunlarını uzatanları görüyorum. Onlara selam veriyorum ama rüzgar kelimelerimi savuruyor. Kompartımandaki aydınlatma değişiyor, ama bu konuda kararı veren ben değilim. Güneş ve bulutlar, alacakaranlık ve yine alacakaranlık. Yağmur, kar, fırtına. Tavandaki ışık donuk, biraz parlıyor, pırıltılı bir
Sayfa 339 - Kırmızı Kedi Yayınevi·Kitabı okudu
Kendimiz hakkında, başkaları ya da sadece nesneler hakkında konuştuğumuzda kendimizi sözlerimizle ifade etmek istiyoruz denebilir. Ne düşündüğümüzü, ne hissettiğimizi açıklamak isteriz. Başkalarının, ruhumuza bir göz atmasına izin veririz. We give them a piece of our mind. Çünkü biz kendi sözlerimizle kendimizi sadece açığa çıkarmakla kalmayız, kendimizi ele veririz. Açığa vurmak istediğimizden çok daha fazlasını ifşa ederiz; ve bazen de tam tersi olur. Ve başkaları bizim sözlerimizi kendimizin belki de hiç bilmediği bir şeyin belirtisi olarak yorumlayabilirler. Kendimiz olmak hastalığının belirtisi olarak. Başkalarını böyle incelemek eğlenceli olabilir, bizi daha hoşgörülü yapabilir, ama aynı zamanda elimize cephane de verebilir. Ve konuşmaya başladığımız anda başkalarının da bize aynı şeyi yaptıklarını düşünürsek lafımız boğazımızda kalabilir, duyduğumuz dehşet dilimizim sonsuza kadar tutulmasına neden olabilir.
Sayfa 332 - Kırmızı Kedi Yayınevi·Kitabı okudu