vega

vega
@cheersdarlinss
29 Ağustos
104 okur puanı
Nisan 2021 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
9/10
·132 syf.··
2026 9. kitabı
Kitabın ruhunu en iyi özetleyen durum, karakterin ilk gençliğe dair her şeye derin bir anlam yükleme ve sürekli kafa yorma hevesidir. Tolstoy’un da sorduğu gibi, bir anda bir şey hakkındaki düşüncelerimizin tepetaklak olduğu bu dönem, artık soyut düşüncelerin ön plana çıktığı, müthiş bir merak duygusunun uyandığı ve fikirlerin farklı etkilerle hızla değişebildiği bir entelektüel uyanış evresidir. Yazar bu sancılı süreci ve duygu değişimlerini, karakterin çevresindeki figürler üzerinden muazzam bir şekilde betimler. Annesinin yokluğunda babası, abisi, abisinin arkadaşları, hizmetçiler ve öğretmenleri kahramanın hayatındaki en büyük aynalardır; aşkı, heyecanı ve diğer tüm karmaşık duyguları onlar üzerinden deneyimler. Bu dönemde karakterin kişiliği de keskin bir viraj alır; çocukken herkes tarafından çok sevilen, sıcak biriyken ergenliğin başlarında daha umursamaz, bencil ve çekingen bir çocuğa dönüşür. Ancak ergenliğin sonlarına doğru, yaşadığı içsel çatışmaların da etkisiyle daha aklı başında, olgun biri haline gelmeye başlar. Kitabın insan doğasını en çıplak ve dürüst haliyle sunduğu yer ise şüphesiz ölüm kavramına verilen tepkilerdir. Annesinin vefatında kalbinden derin bir acı duyan kahramanımız, babaannesi öldüğünde şaşırtıcı bir şekilde hiç üzülmez; hatta tamamen bencilce bir dürtüyle onun serveti ve mirası hakkında ne düşüneceğini planlamaya başlar. Tolstoy bu tezatla, toplumsal maskelerin henüz takılmadığı o ham ergenlik döneminin bazen acımasız olabilen dürüstlüğünü eleştirir. Kitabın sonu ise karakter için adeta bir kurtuluş limanıdır. Abisinin arkadaşıyla kurduğu o yakın bağ, onu yalnızlığından ve çekingenliğinden çekip çıkararak gerçek dostluğa alıştırır. Birlikte sanat, müzik ve felsefe gibi birçok konu üzerine yaptıkları derin sohbetler, kitabın
İlkgençlikLev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20213,304 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·172 syf.··
2026 8. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 09 Mayıs 2026 21:45
Tolstoy’un 1852 yılında yayımlanan ve modern psikolojik romanın öncüsü kabul edilen Çocukluk eseri, insan ruhunun en saf halinin trajik bir dönüşüm belgesidir. Henüz yirmi dört yaşındaki yazar, bu ilk romanında "ruhun diyalektiği" yöntemini kullanarak dış olaylardan ziyade, bu olayların karakterin iç dünyasında yarattığı sarsıntılara odaklanır. Eserin merkezindeki Nikolenka karakteri için çocukluk, annesinin ölümüyle aniden sona eren korunaklı bir cenneti simgeler. Ancak Tolstoy, bu yas sürecini sadece duygusal bir kayıp olarak değil, kimliğin toplumsal maskelerle yeniden inşası olarak ele alır. Nikolenka, annesinin cenazesinde saf bir acı duyarken bile çevresindekilerin ona nasıl baktığını ve "ideal bir yetim" gibi görünüp görünmediğini düşünmeye başlar. Bu çarpıcı dürüstlük, Tolstoy’un hayatı boyunca sürecek olan insanın içindeki "samimiyetsizlik" ve "gösteriş" dürtüsüyle ilk büyük hesaplaşmasıdır. Romanın anlatım gücü, hafızayı tetikleyen nesneler ve mekânlar üzerine kurulu görsel bir dokuyla desteklenir; taşranın samimi atmosferinden Moskova’nın yapay kurallarına geçiş, masumiyetin yerini toplumsal rollere bırakmasını temsil eder. Tolstoy, Nikolenka’nın çocukluktaki küçük bencilliklerini ve itiraflarını sansürlemeden sunarak edebi samimiyetin sınırlarını genişletir. Sonuç olarak Çocukluk, büyümenin aslında bir tür "eksilme" ve masumiyetin zorunlu terk edilişi olduğunu gösterirken, yazarın ilerideki devasa yapıtlarında olgunlaştıracağı karakter derinliğinin de ilk tohumlarını atar.
ÇocuklukLev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20249,4bin okunma
Puan vermedi·152 syf.··
2026 6. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 01 Mayıs 2026 08:52
Bir hocamın hediyesi üzerine okuduğum bir kitaptı. Kitabın en belirgin özelliği, kuşkusuz okuma kolaylığı. Yazarın tercih ettiği dil;karmaşık felsefi veya bilimsel gerçekleri halkın her kesimine ulaştırma gayesi gütse de, bu durum anlamsal bir sığlığı beraberinde getirmiş. Bilginin bu kadar "minnoşlaştırılması", meraklı dimağlar için keşif heyecanını öldüren bir unsura dönüşüyor. 100 maddelik bir seçkide sadece %3'lük veya %4'lük bir "ilk kez duyma" oranı, genel kültürü ortalama düzeyde olan bir okur için kitabın katma değerini sorgulatıyor. Konuların derinlemesine analiz edilmek yerine, bir ansiklopedi maddesi kısalığında ve bazen "zaten bilinenin tekrarı" şeklinde sunulması, edebi bir doygunluk yaratmaktan uzak. Metnin nihai durağı ne yazık ki "çerezlik" tanımlamasının ötesine geçemiyor.
Türkiye'ye Ait 100 Büyük YanılgıMetin Solmaz · Ağaçkakan Yayınları · 201529 okunma
Puan vermedi·111 syf.··
2026 2. kitabı
Arkadaşımın babasının bu yıl yayımlanan şiir kitabının imza günü vesilesiyle gittiğim Kültür Sanat Merkezi’nde, Hasan Ukdem’le tanıştım. Hayatı, kelimelere tutunarak inşa edilmiş bir hayat. Tekerlekli sandalye ile geçen zorlu bir çocukluk, hiç gidilememiş bir okul, ama evde sabırla, inatla öğrenilmiş okuma yazma… Ve şiire neredeyse varoluşsal bir bağlılık. Şiirin onun için bir süs değil, bir nefes aralığı olduğunu ilk anda hissediyorsunuz. Bana imzalı olarak hediye ettiği Şiirli Şiirler —üzerine düşülen o sıcak notla, “bana bir şiir borcun olsun”— küçük hacmine rağmen samimi bir iz bırakan, yorucu olmayan, tek solukta okunabilecek bir kitap. Metinler; şiir nasıl olmalı, kime yazılmalı, neye ve nasıl yazılır gibi sorular etrafında dolaşıyor; öğretmeye kalkmadan, iddia yükseltmeden, daha çok düşünmeye davet ederek. Anlam bakımından derinlik arayan okuru yer yer tatmin etmeyebilir; dil zaman zaman fazla yumuşak ve aynı duyguda uzun süre kalabiliyor. Ama tam da bu yüzden, ağır edebiyat beklemeyen okur için bir “ince çerez” tadında: sade, içten ve niyetini gizlemeyen bir şiir kitabı. En kıymetli yanı ise belki de şu: kelimelerin, şartlar ne olursa olsun, insanı hayata bağlayabildiğini sessizce hatırlatması.
Bana Bir Şiir Borcun OlsunHasan Ukdem · Selçukya Kültür Sanat Yayınları · 20231 okunma
Puan vermedi·88 syf.··
2025 4. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 01 Temmuz 2025 19:40
Wilhelm Jensen’in Gradiva adlı kısa romanı, bir arkeoloğun zihninde canlanan hayalî bir kadın figürü üzerinden bilinçdışının derinliklerine uzanan simgesel bir yolculuktur. Norbert Hanold, antik bir rölyefte gördüğü genç kadına — hayalinde “Gradiva” ( hızlı hareket eden)adını verdiği bu figüre — takıntılı bir tutkuyla bağlanır ve onu bulmak umuduyla Pompei’ye gider; oysa aradığı, geçmişin küllerinde saklı kendi bastırılmış arzularıdır. Karşısına çıkan ise düşlerindeki figür değil, çocukluk arkadaşı Zoe’dir. Gerçek, düşten daha derin ve iyileştiricidir; Zoe sayesinde Norbert, sanrılarıyla yüzleşir, arzularının kökenini görür ve içsel bir uyanış yaşar. Gradiva, yalnızca bir aşk öyküsü değil, aynı zamanda ruhun katmanlarında yapılan arkeolojik bir kazı ve Freud’un da dikkatini çeken güçlü bir bilinçdışı alegorisidir.Psikanalitik incelemeye tabi tutulan ilk eserdir.
Gradiva: Bir Pompei DüşüWilhelm Hermann Jensen · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20251,078 okunma