Sputnik Sevgilim kitabı beni baştan sona içine çekti. Haruki Murakami, insanın yalnızlığını, aşkını ve iç dünyasını çok etkileyici bir şekilde anlatmış. Hikâye ilerledikçe karakterlerin duygularını daha iyi anlamaya başladım ve bazı bölümler beni oldukça düşündürdü. Kitabın adı, Sovyetler Birliği’nin 1957’de uzaya fırlattığı ilk yapay uydu Sputnik’ten geliyor; “Sputnik” Rusça’da yol arkadaşı anlamına gelir ve romandaki üç karakterin birbirine bağını simgeleyen anlamlı bir detay sunuyor. Roman, Japonya’dan bir Yunan adasına uzanan yolculukta üç karakterin ilişkilerini ve duygusal bağlarını anlatıyor. Murakami, karakterlerin iç dünyalarını ve hislerini işlerken mistik bir atmosfer kuruyor; yer yer geçen alıntılar özellikle çok hoşuma gitti. Anlatım bazen soyut ve belirsiz olsa da, bu durum romanın düşündürücülüğünü artırıyor. Sumire’nin kaybolup gitmesi ve sonunun bir yere bağlanır diye düşündüğüm hâlde tam bağlanamaması beni biraz üzdü ama yine de kitabı çok sevdim.