—İnsanın dişlerini ağzından söküp başka bir yerine koymak lazım gelse neresine koymalıdır?
—Gözlerine efendim.
—Neden?
—Çünkü bazı kötü niyetliler, insanları gözleriyle de yerler.
Yorumum spoilerlı olabilir!
Şimdi genel olarak kitap gerçekten güzeldi ama irdelediğimizde birkaç detay beni rahatsız etti. Karışık sırayla anlatayım:
Öncelikle kitabın sanırım ilahi mi gözlemci mi bakış açısı belirsiz olarak yazılması. Tam olarak ilahi değildi, bu yüzden karakterlerin duyguları asla geçmedi bana? Yani Elizabeth'in ağzından anlatılsa duygusal olarak daha etkileyici olabilirdi sanırım. Ya da tam olarak ilahi. Yani özetle bana duygular geçmedi.
Daha sonrası da kitabı gayet objektif bir bakışla okuğumu belirtmek isterim. Kendi penceremden baktığımda dini fazlaca yeriyordu. Yani kitaptaki tüm din adamları ahlaksız, sapık, kötü ya da ateistti. Tabii ki insanların din adı altında bunu istismar etmelerini eleştirmesi olağan ama tuhaf bir şekilde yazar sürekli din şöyle, tanrı böyle diyerek gözümüze sokmaya çalışıyormuş gibi geldi? Yani tamam, dedim. Ateist olabilir ama rutin olarak 50 sayfada bir bu göze sokuluyor. Bu beni bir OKUR olarak rahatsız etti. Umarım açıklayabilmişimdir.
Bir diğeri ise bazı şeylerin çok ütopik olmasıydı. Mesela Mad. Yani tamam, ultra mega devasa zeki olabilir ama neticede çocuk ve bazı hareketleri fazlaca yetişkinvariydi. Yani 6 yaşındaki bir çocuğa göre fazla olgun, bilgeydi. Diğer bir konu Elizabeth'in duygusuz bir duvar gibi yazılması. Evet, güçlü durmaya çalışıyor, anlıyorum. Fakat onun bakış açısından olayların ne hissettirdiğini hiç bilmedik. Son konu ise programdaki bazı detaylardı. Yani bir sponsorun ürününü yayındayken, "Bu tamamen kimyasal, ölmek için harika," tarzı bir cümle söyleyip çöpe atmak biraz tuhaf kaçtı.
Son olarak da kitabın kapağında vadedildiği gibi beni gülmekten kırıp geçirmedi. Kapağı okuduğumda gerçekten epey eğleneceğimi düşünmüştüm ama kitabı okurken bir kez bile güldüğümü hatırlamıyorum. Bu da
Erkekler de kadınlar da insandır. Ve insanlar olarak hepimiz yetiştirilme tarzımızın ürünü, yavan eğitim sistemlerimizin kurbanları ve kendi davranışlarımızın sorumlusuyuz. Kısacası kadınların erkeklerden düşük görülmesi de erkeklerin kadınlardan üstün sayılması da biyolojik değil, kültürel. Ve tüm bunlar iki kelimeyle başlıyor: pembe ve mavi. Sonra da her şey çığ gibi büyüyerek kontrolden çıkıyor.