*ೃ༄ ⋆.ೃ࿔*:・
When in eternal lines to time thou grow’st.
So long as men can breathe or eyes can see,
So long lives this, and this gives life to thee.
open.spotify.com/user/31g4clextt...
Ancak hiçbir zaman bir işe bağlanıp kalamadım. Zaten bunun için bir neden de yoktu. Hemen her şey ilgimi çekiyordu. Gerçi bazı işler diğerlerinden çok ağırdı ama buna da aldırmıyordum. Tembel bir insan değildim. Aksine yerinde duramayan, içi içine sığmayan bir tiptim. Her yere gitmek, her şeyi görmek, her şeyi yapmak istiyordum. Ve daha da önemlisi, bir şeyi bulmak istiyordum. Tamam, asıl sorun buydu işte. Bir şey bulmalıydım. Evet, buydu işte. Bir şey bulmak istiyordum.
"İkimiz çok iyi arkadaş olacağız," dedi Gilbert büyük bir neşeyle. "Biz iyi arkadaş olmak için doğmuşuz, Anne. Kadere yeterince karşı çıktın. Birbirimize birçok konuda destek olabileceğimizi biliyorum. Derslere çalışmaya devam edeceksin, değil mi? Ben de öyle. Gel, seninle birlikte eve kadar yürüyeceğim."
Utangaç, sessiz Matthew Cuthbert ilk defa dikkatlerin odak noktasındaydı. Ölümün beyaz görkemi üzerine düşmüş, onu taçlandırarak diğerlerinden ayırmıştı.
Fakat trenden inip eve giderken kırağıyla kaplı tarlalarda ve eğrelti otlarıyla kaplı patikalarda Gilbert'la birlikte yürümüş olsalar, umutları, arzuları ve etraflarını çevreleyen bu yeni dünya hakkında neşeli, ilginç sohbetler edebileceklerini düşünüyordu. Gilbert kendine özgü fikirleri olan, hayattan alabileceğinin en iyisini almaya ve elinden gelenin en iyisini vermeye kararlı, zeki bir gençti.