Spoiler içerebilir
Ah Raif Efendi ve Maria üzümlü keklerim:(
Aşkı aşk yapan kavuşamamak mıdır? Ortada aşk olması için illaki ayrılık mi olması gerekir? Yoksa aşk aşk mıdır öyle kendi halinde, kendi içinde. Ayrılık olmadan, imkansızlıklar olmadan, acı olmadan da aşk olmaz mı? Okuduğum bütün aşk romanlarında bu soruların cevaplarını aradım ve hep aynı şeyle karşılaştım. O büyüleyici aşkların içinde veya sonunda mutlaka ayrılıklar, imkansızlıklar, zorunlu elvedalar vardı. Bunda da olduğu gibi
Ah Raif Efendi!
Aslında hepimizin içinde birer Raif efendi yok mu? Her şey içimizde olup bitmiyor mu? Bizim de ara ara insanlara küstüğümüz, sırtımızı döndüğümüz olmuyor mu? Aslında her tanıştığımız insanda tek kişiyi aramıyor muyuz? Ruhumuzu tamamlayacak olan o ruhu. Raif Efendi'nin Kürk Mantolu Madonna'sı da öyleydi o da tek bir kişiyi arıyordu, bekliyordu. Peki ya Maria, aşkı, umduğu ve istediği kişilikteki insandan beklerken, çok başka bir kişilikteki insanda bulması. Raif Efendi' de bulması... Şunu anladım ki aşk Maria Puder'i hiç beklemediği anda buldu. Hiç ummadığı, inanmadığı kişi de buldu. İlk başta inanamadı, kabullenemedi. Meğersem aşk aranıp bulunabilecek bir şey değilmiş. O bizi bulurmuş hiç umulmadık bir zamanda.
Sabahattin Ali'nin o kadar betimlemelerine rağmen bu kadar sıradan ve sade yazabilişi etkiledi beni. Aynı zamanda bu kadar sade yazıp da sonunda okuyucuyu ağlatıp, hayrete, boşluğa düşürecek kadar etkileyişi büyüledi beni.
Okuyan herkesin kıyısından köşesinden kendini bulabileceği bir aşk romanı bu.
Sabahattin AliKürk Mantolu Madonna