Bizim 1984'ümüz ve Ingsoc'umuz. INGSOC: War is peace! Freedom is slavery! Ignorance is strength!" Savaş barıştır, özgürlük köleliktir, cehalet güçtür" Ve şimdi çiftdüşün (doublethink) Birbirine zıt iki düşünceye aynı anda inanmayı dene, sentezcilik yap ve en sonunda halkın zihnini bulandırarak gerçeklik algısını yok et... Savaş Barıştır: (War is Peace) Sürekli bir savaş hali, toplumu dış bir düşmana karşı birleştirir ve iç isyanları önler. Muhalifleri susturur, susmayanların yok edilmesini kolaylaştırır. Rusya'da Nemtsov öldürüldü, hatırlayanı var mı? Türkiye'de Yazıcıoğlu'nun dosyası ne halde? Halkkn refah seviyesinin yükselmesi ve bilinçlenmesi engellenirse itaat ettirmek kolaylaşır. Özgürlük Köleliktir (Freedom is Slavery) Bireysel özgürlük, insanı yalnızlığa ve başarısızlığa mahkûm eden bir zayıflıktır. Değerli yalnızlık yalanını atan politikacıyı hatırlıyor musunuz? Geçenlerde görev verilirse zevkle ifa ederim anlamına gelen sözler sarf etti. Değerli yalnızlığa kimse inanmıyor, demokrasi bile. Demokrasi bile cahillerin tahakkümü olduğu için bireyselleşmiş her özgürlük köleliktir. Kişi özgürlüğünden vazgeçip kendisini tamamen, partiye, devlete, yahut parti devletine teslim ederse, kolektif bir bütünün parçası olarak "güçlü" ve "yenilmez" olur. Gerçek "özgürlük", itaattedir. Hatırla dün Firavun diyerek muhalefet eden adamın bugün itaati sayesinde güçlenmiş oluşunu. Ve son olarak cehalet güçtür (Ignorance is Strength) Kişi ne kadar az sorgularsa ve halk ne kadar az bilirse, devleti ele geçiren aygıt (hizip, klik, parti veya parti devleti) o kadar güçlü kalır. Eğer insanlar geçmişi veya alternatif fikirleri bilmezlerse, yenilerini mukayese edemezler ve içinde bulundukları sistemi, sistemi inşa edenlerin ve kullananların yanlışlarını fark edemezler. Bilgisizlik,
Aklımız ve duygularımız aynı şeyi söylediğinde, en iyi ihtimalle bile bir anlığına aklımızdan şüphe ederiz. Bunun nedeni "anlamsız" toplumsal normların yahut "anlamsız" yasakların genlerimize işlemiş oluşu mudur? Sözde insanlığı kaosa sürüklenmekten koruyan onca kural ve düzenin işe yarıyor gibi görünmesi basit bir yanılsamadan ibaret midir? Gerçekte olan biten tüm insanlığa o lanet olası distopik "çiftdüşün"ün entegrasyonundan ibaret olabilir mi?
Duygu ve Düşünce
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Gerçeği bükmenin gücünü hiç düşündünüz mü? George Orwell’in “1984” romanındaki “çiftdüşün”, iki zıt gerçeği aynı anda kabul edebilme yeteneğidir. Peki ya gerçekliğimiz her gün bu şekilde manipüle ediliyorsa? Bir düşünün, ekranda bir haber: "Barış içindeyiz." Ama dışarı çıktığınızda, savaşın izlerini görüyorsunuz. İşte “çiftdüşün” tam olarak bu. Ve bugün, sahte haberlerle çevriliyiz. Gerçek mi, yanılsama mı? Orwell’in distopyasında, gerçekliğin ne olduğuna Parti karar verir. Bugün ise? Kim belirliyor gerçek nedir? Medya mı, yoksa sosyal medya mı? Sahte haberlerle bombardımana tutulduğumuzda kendi gerçeğimizi nasıl koruyabiliriz? Şimdi ekranınıza dikkatlice bakın. Sizce orada gördükleriniz, sizin gerçekliğinizi mi yansıtıyor, yoksa bir başkasının yarattığı bir yanılsamayı mı? İki zıt gerçeği aynı anda kabul etmek zorunda kalmadan, kendi gerçeğinizi nasıl inşa edersiniz? Orwell, “çiftdüşün” ile bize bir seçim sundu: Ya gerçeği sorgulamak, araştırmak ve anlamak; ya da her sunulanı olduğu gibi kabul etmek. Siz hangi yolu seçersiniz? Sahte haberlerle dolu bir dünyada, kendi gerçekliğinizi korumak için ne yaparsınız? Gerçek, tek bir dokunuşla değişebilir. Bu yüzden her dokunuşun, her tıklamanın, her paylaşımın önemli olduğunu unutmayın. Gerçeğiniz sizindir, koruyun.
Denge
Yine dengenin önemini gösteren bir alıntı. Fakat "bilinçlilikten" ifadesinin, "gücünü olduğundan fazla algılamak" anlamında kullanıldığı için kast edilenin "fazla bilinçlilikten" olduğunu düşünüyorum. Sonuç olarak yönetim fazla bilinçli olursa da, bilinçsiz olursa da başarısız olur. İdeal yönetim ise "yeterince bilinçli" olmasıdır. İlerleyen kısımda, "Parti'nin başarısı bu iki durumun aynı anda var olabildiği bir düşünce sistemi yaratmış olmasındandır." ifadesi kullanılıyor. Yani parti halktan her iki zıt düşünceyi de aynı anda kabullenmesini istiyor, buna da "çiftdüşün" adını veriyor. (+) ve (-) kutuplarını düşünelim. İdeal olan dengede olmaktır, yanı idealimiz sıfır noktası olmalıdır. Aynı şekilde iki nokta arasında gidip gelen bir sarkaç düşünelim, ideal olan yine orta noktadır. Peki mükemmel orta noktada bulunmak her zaman mümkün müdür? Mümkün olmasa dahi orta noktadan minimum sapma, yaşanan sarsıntının şiddetini azaltacaktır. Kitapta yönetimin halka verdiği bilgilerin de adeta zıt kutuplar gibi sürekli birbiriyle çeliştiğini görüyoruz. Dengenin, (+) ve (-) yi toplayıp "0" elde etmektense; 0'dan minimum sapmayla gerçekleşeceğini söylemiştik. Burada halk iki uç arasında sürekli gidip gelmekte ve (+) ile (-) toplanıp 0 etse bile ciddi sarsıntılara yol açmakta. Bu konuya psikolojiden bir örnek vermek gerekirse: Bilinçaltımızda "süperego" ve "id" olarak iki kutup vardır . Kişi, sürekli olarak bu ikisi arasında gidip gelirse "anksiyete" adı verilen bir hastalık ortaya çıkar. Halbuki ikisinin doğru harmanlanmasıyla "ego" devreye girer ve sağlıklı ruh haline kavuşmuş oluruz. Yani aslında parti bu yönetim şekliyle varlığını devam ettirse de bunun dengeli bir yönetimden değil, güç ve baskı altında gerçekleştirilen uygulamalardan kaynaklandığını görmekteyiz. Ve bunun
"tekdüzelik çağından, yalnızlık çağından, büyük birader (Uzun Adam🤫) çağından, çiftdüşün çağından selamlar!" G. Orwell
1984
... Dört bakanlığın isimlerinde bile bilinçli olarak, küstahça asıl olanın tam tersini ifade eden sözcükler kullanılıyor. Barış Bakanlığının yetki alanı savaştı, hakikat bakanlığının yalanlar, Sevgi bakanlığının işkence , bolluk bakanlığının ise açlık. Bu çelişkiler kaza eseri değil , sıradan bir iki yüzlülüğünün sonucu ya da ironik bir ifade değiller , bunlar 'çiftdüşün'ün bilinçli uygulamaları...