Şehir gevriyor, mayışıyor, gevşiyor, insanoğlu farkına bile varmadan hımbıllaşıyor, omuzlarını aşağı salıyordu. Şehrin çatık kaşlarının arasındaki bombeli kırışıklık görünmez bir ütüyle dümdüz edilmiş gibiydi. Ankara sırıtıyordu.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bedenin algısı kapandıkça ruhun algısının açıldığından bahsetti. Beden, ruhun üstüne kapatılmış zırhlı bir kapak gibiymiş. Körlük, sağırlık gibi bedensel arızalar ise o kapakta açılmış mermi delikleri. İnsan duyularından ne kadar çoğunu kaybederse o kadar üstün özellikle tanışırmış.
Geceyle gündüz arasında, yolun başıyla sonu arasında, yazla kış, doğumla ölüm arasında geçip giden bir şey değildi.İle de geçip giden bir şey lazımsa, bizdik o; bizden başkası değildi.
Ölüm, ‘Yaşıyorum' iddiasında olan kısacık dünya uykusundaki insanoğlunun bilmediği, bu tarafa geçmedikçe de bilemeyeceği upuzun bir yaşama şekliydi mesela...