Hoyrat bir güneş yanığı soluk tenimde,
Hürriyet için çarpan kalbim,
Portakal ağaçları ile bezeli bir çıkmaz sokak,
Ve avuçlarımda tonlarca hüsran.
Vefasız bir sevgili gibi,
Rüzgarlar da küsmüş bu antik kente,
Gölgesi bile insan yakıyor.
Şehrin göbeği, bir yabancılar senfonisi,
Lisanı başka, çehresi başka insanlar seyrediyor mehtabı,
Şelalesi gibi coşkun akan yüreklerde var elbet,
Sanırsın deli bir fişek,
Adını bile bilmedikleri bir kıyıda söndürürler feneri,
Yosunla karışık anason kokar elleri,
Güneş doğduğunda tütün kokmaya başlar.
Kuşlar ötüşür, günaydınlar yankılanır gündoğarken,
Yeni bir hayat başlar gibi görünür fakat,
Hep yarım kalmış hikayelerle ünlüdür bu şehir,
Kimi vicdanında noksan kalır,
Kimi sevdasında ,
Mevsimsel bir durummuş gibi görenlerde var elbet.
Yok efendim yaz aşkı, kış aşkı falan filan.
Karadeniz'in Çetin yaşam şartlarına ayak uyduranlar gibi,
Alışanlar da var bu güneşli kentin havasına suyuna.
Sanki bir ben kalmışım garip,
Sanki bir ben yabancı.
Bilirim , ruhu Şen şakrak şehirler vardır,
Mesela İzmir gibi yahut İstanbul,
Gökkuşağı gibi renkli ve hareketli,
Sevinçleri kursağında kalmış gülmeyen yüzler,
Ve hep dünyevi telaşlar karmaşası,