Yazar sevdiğim tarafını sonunda göstermiş.
8/10
·504 syf.··
2026 166. kitabı
Gazap ve Yıkım benim için ilk kitaba göre belirgin şekilde daha başarılı bir devam kitabı oldu. Hatta ilk kitapla ilgili yaşadığım bazı sorunların büyük ölçüde çözüldüğünü söyleyebilirim. Bunun en önemli sebebi çevirmen değişikliği olmuş gibi görünüyor. İlk kitapta beni sık sık hikâyeden koparan akıcılık problemleri ve anlaşılması zor betimlemeler burada büyük ölçüde ortadan kalkmış. Okuma deneyimi çok daha rahat ve sürükleyici bir hâle gelmiş. Hikâye tarafında ise bazı sorularımıza cevap bulmaya başlıyoruz. Buna rağmen arka planda saklanan daha büyük gizem hâlâ korunuyor. Yazar hem cevaplar veriyor hem de merak unsurunu canlı tutmayı başarıyor. Bu dengeyi kurabilmesini sevdim. Evren de bu kitapla birlikte biraz daha açılıyor. En hoşuma giden noktalardan biri, dünya kurulumunun doğrudan açıklamalarla değil olay örgüsünün içine doğal şekilde yedirilmiş olmasıydı. Bilgiler okurun önüne yığılmıyor; hikâye ilerledikçe kendiliğinden ortaya çıkıyor. Kitap boyunca dikkatimi çeken küçük bir sorun ise bazı diyaloglarda konuşanın kim olduğunun zaman zaman karışması oldu. Ancak bu durum çok sık yaşanmadığı için genel okuma deneyimimi ciddi anlamda etkilemedi. Kitabın sonlarına doğru ise gerçekten şaşırdım. Üstelik bu, sadece beklenmedik bir ters köşe değildi. Sonradan dönüp baktığımda ipuçlarının aslında hikâye boyunca önümüzde durduğunu fark ettim. Bu yüzden finalde yaşadığım şaşkınlık “Bu nereden çıktı?” hissi değil, “Bunu nasıl düşünemedim?” hissiydi. Bence iyi yazılmış gizemlerin en güçlü tarafı da bu. Kısacası Gazap ve Yıkım, ilk kitaba göre daha akıcı, daha güçlü ve daha başarılı bir devam kitabıydı. Hem evreni biraz daha açmayı başardı hem de finalde yaptığı hamleyle merak duygumu ciddi şekilde yükseltti. Serinin bu noktadan sonra nereye gideceğini gerçekten merak
Gazap ve YıkımJennifer L. Armentrout · Dex Kitap · 202549 okunma
Şafak kulesi ve fırtınalar imparatorluğu çapraz okuma yorumu.
7/10
·692 syf.··
2026 149. kitabı
Fırtınalar İmparatorluğu Şafak Kulesi Bu iki kitabı ilk kez çapraz okuma yöntemiyle okudum ve şaşırtıcı şekilde hiç kopukluk hissetmedim. Hikâye tek bir kitapmış gibi akıyor. Aynı zaman diliminde, farklı cephelerde ilerleyen olayları okumak dünyayı daha geniş ve canlı hissettiriyor. Serinin başından beri hissedilen yavaş açılan anlatım burada da devam ediyor. Bölüm içinde tempo yüksek olsa bile büyük olay örgüsünün ilerleyişi ağır ilerliyor. Bu da garip bir duygu yaratıyor: Hikâyeyi seviyorsun ama okurken zaman zaman sıkılıyorsun. Karakter ilişkileri ise benim için en zayıf noktalardan biri oldu. Çiftler arasında anlatılan duyguların çoğu bana tam geçmedi. Aelin–Rowan ilişkisinde beklediğim çekimi hissedemedim. Rowan’ın bir fey erkeği olarak sahip olması gereken içgüdüsel, hayvani tarafı anlatıda sık sık söyleniyor ama sahnelerde yeterince gösterilmiyor. Aynı durum Aedion için de geçerli. Geçmişte anlatılan korkutucu general ünvanına rağmen gücünü gerçekten gördüğümüz sahneler oldukça sınırlı. Bunun yanında bazı dünyasal kurallar da tam netleşmiş değil. Fey, yarı fey ayrımı ve şekil değiştirme yeteneğinin hangi kurallarla işlediği zaman zaman belirsiz kalıyor. Editöryal süreçte de sorunlar var. Önceki kitaplara göre yazım ve harf hataları daha sık karşıma çıktı. Ayrıca iki kitapta da sürekli tekrar eden bazı kalıp ifadeler zamanla doğal etkisini kaybedip dikkat dağıtıcı hâle gelmiş. Ama tüm bunlara rağmen yazarın kurduğu büyük kurgu gerçekten etkileyici. Serinin başından beri yapılan en küçük iyilik bile yıllar sonra geri dönüyor. Hikâye adeta bir kelebek etkisi gibi işliyor; küçük bir seçim, ileride büyük bir sonuca dönüşebiliyor. Yazarın anlatım temposu bana zaman zaman fazla yavaş gelse de ters köşe yapma ve uzun vadeli bağlantılar kurma becerisi güçlü. Bu yüzden
Şafak KulesiSarah J. Maas · Dex Kitap · 20191,499 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Fırtınalar İmparatorluğu ve şafak kulesi çapraz okuma yorumu.
8/10
·700 syf.··
2026 148. kitabı
Fırtınalar İmparatorluğu Şafak Kulesi Bu iki kitabı ilk kez çapraz okuma yöntemiyle okudum ve şaşırtıcı şekilde hiç kopukluk hissetmedim. Hikâye tek bir kitapmış gibi akıyor. Aynı zaman diliminde, farklı cephelerde ilerleyen olayları okumak dünyayı daha geniş ve canlı hissettiriyor. Serinin başından beri hissedilen yavaş açılan anlatım burada da devam ediyor. Bölüm içinde tempo yüksek olsa bile büyük olay örgüsünün ilerleyişi ağır ilerliyor. Bu da garip bir duygu yaratıyor: Hikâyeyi seviyorsun ama okurken zaman zaman sıkılıyorsun. Karakter ilişkileri ise benim için en zayıf noktalardan biri oldu. Çiftler arasında anlatılan duyguların çoğu bana tam geçmedi. Aelin–Rowan ilişkisinde beklediğim çekimi hissedemedim. Rowan’ın bir fey erkeği olarak sahip olması gereken içgüdüsel, hayvani tarafı anlatıda sık sık söyleniyor ama sahnelerde yeterince gösterilmiyor. Aynı durum Aedion için de geçerli. Geçmişte anlatılan korkutucu general ünvanına rağmen gücünü gerçekten gördüğümüz sahneler oldukça sınırlı. Bunun yanında bazı dünyasal kurallar da tam netleşmiş değil. Fey, yarı fey ayrımı ve şekil değiştirme yeteneğinin hangi kurallarla işlediği zaman zaman belirsiz kalıyor. Editöryal süreçte de sorunlar var. Önceki kitaplara göre yazım ve harf hataları daha sık karşıma çıktı. Ayrıca iki kitapta da sürekli tekrar eden bazı kalıp ifadeler zamanla doğal etkisini kaybedip dikkat dağıtıcı hâle gelmiş. Ama tüm bunlara rağmen yazarın kurduğu büyük kurgu gerçekten etkileyici. Serinin başından beri yapılan en küçük iyilik bile yıllar sonra geri dönüyor. Hikâye adeta bir kelebek etkisi gibi işliyor; küçük bir seçim, ileride büyük bir sonuca dönüşebiliyor. Yazarın anlatım temposu bana zaman zaman fazla yavaş gelse de ters köşe yapma ve uzun vadeli bağlantılar kurma becerisi güçlü. Bu yüzden
Fırtınalar İmparatorluğuSarah J. Maas · Dex Yayınları · 20181,809 okunma
Herşeye rağmen umudunu kaybetmeyen bir çocuğun hikâyesi.
10/10
·128 syf.··
2026 14. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 01:25
Romanı bitirdiğimde uzun süre etkisinden çıkamadım. İlk bakışta sade ve kısa görünen bu eser, satır aralarında insan ruhunun en kırılgan yanlarını taşıyor. Özellikle kitabın sonu, hikâyenin tamamına farklı bir anlam yükleyerek beni derinden etkiledi. Brautigan'ın anlatım dili alışılmış romanlardan oldukça farklı. Olaylardan çok duyguların, anıların ve insanların iç dünyalarının ön planda olduğu bir anlatım kuruyor. Bu nedenle kitabı okurken bazen bir roman değil de bir insanın zihninde dolaşıyormuş gibi hissettim. Karakterlerin yalnızlıkları, hayata tutunma çabaları ve geçmişle olan hesaplaşmaları son derece gerçek ve dokunaklıydı. Kitabın beni en çok etkileyen yönlerinden biri, tüm kırgınlıklara rağmen içinde küçük de olsa bir umut taşımasıydı. Başlığın da çağrıştırdığı gibi, hayatımızdaki bazı acılar ve kayıplar hiçbir zaman tamamen yok olmuyor. Ancak zamanın ve yaşamın akışı içinde insan bu yüklerle yaşamayı öğreniyor. Romanın son sayfalarında hissettiğim duygu tam olarak buydu: Hüzün ve umudun aynı anda var olabilmesi. Eseri okuduktan sonra Richard Brautigan'ın hayatını araştırdığımda ise roman benim için daha da anlam kazandı. Çocukluk yıllarında yaşadığı zorluklar, hayatı boyunca mücadele ettiği yalnızlık duygusu ve sonunda intiharla sonuçlanan trajik yaşam öyküsü, eserlerine de yansımış gibi görünüyor. Kitapta sıkça karşılaştığımız melankoli, aidiyet arayışı ve kırılganlık hissi, yalnızca kurmaca karakterlerin değil, bir anlamda yazarın kendi ruhunun da izlerini taşıyor. Brautigan'ın hayatını öğrendikten sonra romanın sonu bana daha da dokunaklı geldi. Çünkü okuduğum satırların arkasında yalnızca bir yazarın hayal gücü değil, gerçek bir insanın yaşanmışlıkları ve iç dünyası vardı. Bu nedenle kitap benim için yalnızca bir hikâye olmaktan çıktı; insanın
Yani Rüzgâr Her Şeyi Alıp GötürmeyecekRichard Brautigan · Epona Kitap · 2026168 okunma
Kitap yorumum
8/10
·460 syf.··
Beğendi
·
2026 34. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 13:42
SEKİZ BUÇUK METREKARE Sekiz Buçuk Metrekare kitabının yorumuyla sizlerleyim. 25 yıl önce yaşanmış bir cinayet olayı tüm kartların yeniden dağıtılmasına neden oluyor. İşlenen konu biraz sinir bozucu gelebilir. Okurken bazı kısımlarda çok rahatsız olduğum olaylar yaşandı. Kitabın bazı yerlerini pek sevemedim. Genel itibarıyla çok güzeldi ve katil hiç ummadığım bir isim çıktı. Ters köşe olmaya hazır olun. Sekiz Buçuk Metrekare kitabından bahsedecek olursam; İstanbul Kuştepe‘de başlatılan bir yıkım çalışmasında inşaat ustasının dikkati sayesinde bir insan kafatasına rastlanıyor. Olay yerine gelen inşaat sahasının sahibi Halit Tunç, bulunan cesedi ait kafatasını örtbas atmayı düşündü. Ancak kepçe operatörünün açmış canlı yayın ve polise ihbar etmesi inşaatın durmasına vesile oldu. Kuştepe’ye gelen Cinayet Büro Amirliği’nden Başkomiser Feraye ve yardımcısı Komiser Cavit, inşaat yetkilisi ve Tunç holding’in sahibi Halil Tunç ile görüşme yaptı. Ardından Başkomiser Feraye, adli tıptan Aynur Aynur’dan gerekli ön bilgileri aldı. Cesedin 20-25 yıl önce toprağa gömülüp üzerine beton atıldığı tahmin ediliyor. Ceset, dini tahammüllere uygun olarak kefenlenmiş ve kıbleye doğru yatırılarak defnedilmiş olarak bulunduğu söyleniyor. Başkomiser Feraye, büyük bir titizlikle yürüttüğü bu cinayet soruşturmasında hiç ummadığı olaylarla karşılaşacak. 25 yıl önce öldürülen kişi kim? Kesinlikle okumanızı tavsiye ederim. Kitapla kalın dostlar #neokudum #okudumbitti #kitapyorumu #bookstagram #keşfet #erdeminkitapligi #sekizbuçukmetrekare #özlemabutotluoğlu #herdemkitap #sayfa460
Gerilim
Sekiz Buçuk MetrekareÖzlem Abut Otluoğlu · Herdem Kitap · 20262 okunma
10/10
·724 syf.··
2026 44. kitabı
·
156 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 15:32
Tutunamayanlar’ı ikinci kez bitirdim. İlk okuyuşumun üzerinden yıllar geçti. O zamanlar yirmili yaşlarımın başındaydım. Şimdi ise otuz yaşıma yaklaşırken tekrar okudum. Ve dürüst olmak gerekirse aynı kitabı okumadım. Çünkü kitabın kendisi aynı kalsa da onu okuyan kişi aynı değildi. İlk okuduğumda zorlanmıştım. Karmaşık gelmişti. Uzun cümleler, bitmek bilmeyen düşünceler, kimin konuştuğu belli olmayan bölümler… Daha çok kitabın yapısıyla uğraşmıştım. Bu kez yapıya değil insanlara takıldım. Daha doğrusu Selim’e. Selim Işık hakkında ne hissettiğimi hâlâ tam olarak açıklayamıyorum. Çünkü bir noktada onu anladım, bir noktada ona kızdım. Bazen ona sarılmak istedim, bazen de omuzlarından tutup sarsmak. Ağzının üstüne bir tane çarpıp ne yapıyorsun sen diye bağırmak. Bazı bölümlerde onun acısını hissettim, bazı bölümlerde kendine ve çevresindekilere yaptığı haksızlıklara öfkelendim. Kabul ediyorum birazcık toksik bir karakter selim. Ama onu bu kadar gerçek yapan şey de bu bence. Çünkü Selim sadece anlaşılmamış bir insan değil. Aynı zamanda anlaşılmayı zorlaştıran biri. Sadece toplumun dışına itilmiş biri değil; bazen kendi kendini de dışarıda bırakan biri. İnsanları eleştiriyor ama kendisine de hiç merhamet göstermiyor. Kendine karşı öylesine acımasız ki bir süre sonra insan onun bu haline üzülmekle kızmak arasında gidip geliyor. Üzülsem mi kızsam mı şaşırdım. Kitap boyunca birçok kez Haklısın Selim dedim.Bir o kadar da Ama bunu kendine sen yapıyorsun. Hakediyorsun dedim. Belki de bu yüzden sadece Selim’i sevdim demek doğru olmaz. Onu sevmek bir yana daha çok hissettim. Sanki gerçek hayatımda var olan bir tanıdığım bir arkadaşım gibiydi. O yüzden Selim’i kaybetmenin hüznü bu kadar ağır çöktü üstüme.. Romanın merkezinde Selim var gibi görünse de aslında benim için kitabın asıl
TutunamayanlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202474,9bin okunma