Başörtüsü Emri: "Başörtülerini yakalarının üzerine örtsünler." (Nur, 31) - Bu ayet, saçın ve boyun bölgesinin örtülmesini net biçimde ifade eder. Dış Giysi (Cilbab): "Mümin kadınlar cilbablarını üzerlerine alsınlar" (Ahzab, 59) - Bu, kadının toplum içinde tanınan, saygı gören bir kimlikle var olması içindir. Ziynet Yerlerinin Gizlenmesi: Güzellik unsurlarını (saç, boyun, göğüs, takılar) yabancı erkeklere karşı örtmek gerekir. Tesettür bir yük değil, bir şeref ve korunmadır. Rabbimiz, iffeti önce gözle, sonra bedenle başlatır. Kaynak: Nur Suresi, 31; Ahzab Suresi, 59
Din
TESETTÜR (KİŞİSEL REFORM KİTABI)
Ahzâb 59 ayeti: Yeni bir kıyafet icat etmez, Mevcut kültürel bir giysiyi belirli bir sosyal amaç için düzenler, Güvenlik ve taciz sorununa çözüm üretir, Sosyal statü karışıklığını önlemeyi hedefler. Evrensel olan ilke şudur: Kadınların güvenliği ve incitilmemesi. Tarihsel olan ise: Bu güvenliğin cilbab adlı kültürel bir dış giysiyle sağlanmasıdır. Bugün hür-cariye ayrımı bulunmadığına göre, cilbabın tarihsel işlevi ortadan kalkmıştır. Dolayısıyla metni bağlamından koparmadan, ilkeyi koruyarak yorumlamak gerekir. Önemli olan kumaşın biçimi değil; insan onurunun korunmasıdır. Bu ayrım yapılmadan ayetin doğrudan evrensel kıyafet normu olarak okunması, bağlamdan kopuk bir yorum riskini beraberinde getirir. Önemli olan giysinin biçimi değil; güvenlik, saygınlık ve mahremiyet ilkesidir.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
TESETTÜR (KİŞİSEL REFORM KİTABI)
Cilbab, Arap toplumunda özellikle hür kadınların giydiği bir dış giysiydi. Bu kıyafet: • Sosyal statü göstergesiydi, • Hür kadını cariyeden ayırt eden bir işaretti, • Toplumsal konumun dışa yansımasıydı. Cariye kadınlar aynı kıyafeti kullanamazdı. Bu nedenle cilbab, yalnızca bir örtü değil; sosyo-kültürel bir semboldü. Ayette mümin kadınlara cilbablarını üzerlerine almaları söylenirken, aslında onların hür statüsünde olduklarının görünür kılınması hedeflenmiştir. Bu sayede “cariye sanılma” ihtimali ortadan kaldırılacak ve taciz gerekçesi zayıflatılacaktır. Ancak bu uygulama, belirli bir tarihsel toplumsal yapıya bağlıdır. Günümüzde: • Ne cariyelik kurumu vardır, • Ne de sosyal statü kıyafet üzerinden belirlenmektedir. Dolayısıyla cilbabın o dönemdeki işlevi, sosyal statü ayrımını görünür kılmaktı. Modern dünyada bu statü ayrımı ortadan kalkmıştır. Bu durumda şu soru ortaya çıkar: Cilbab, evrensel bir dinî form mudur, yoksa belirli bir tarihsel-sosyal düzenlemenin aracı mıdır? Tarihsel bağlam dikkate alındığında cilbabın sosyo-kültürel bir simge olduğu görülür. Hür–cariye ayrımının kalktığı bir dünyada, aynı gerekçeyle aynı kıyafeti zorunlu görmek metodolojik (yorum, yöntem) olarak tartışmalıdır.
Tesettür
“Ziynet” kavramı, Kur’an’ın giyim ve örtünme ile ilgili ayetlerinin anlaşılmasında kilit bir terimdir. Bu kelimenin anlam alanının doğru tespit edilmemesi, tarih boyunca özellikle kadın giyimi konusunda kültürel unsurların dinî hüküm gibi algılanmasına yol açmıştır. Ziynet kelimesine yüklenen anlam genişletildikçe, başörtüsü, cilbab ve benzeri dış giysiler doğrudan dinî zorunluluk çerçevesinde yorumlanmış; bu da zamanla belirli bir giyim biçiminin “iman göstergesi” olarak sunulmasına zemin hazırlamıştır. Bu nedenle kelimenin sözlük ve bağlam analizi önemlidir.
‎ يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ قُلْ لِاَزْوَاجِكَ اِنْ كُنْتُنَّ تُرِدْنَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا وَز۪ينَتَهَا فَتَعَالَيْنَ اُمَتِّعْكُنَّ وَاُسَرِّحْكُنَّ سَرَاحًا جَم۪يلًا ‎Ey Nebi! Kadınlarına de ki: “Şayet dünya hayatını ve süsünü istiyorsanız gelin, (size bir miktar dünyalık verip) sizleri faydalandırayım, (sonra da) güzellikle sizi serbest bırakayım/boşayayım.”‎ ‎(33/Ahzâb, 28)
‎ يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ قُلْ لِاَزْوَاجِكَ وَبَنَاتِكَ وَنِسَٓاءِ الْمُؤْمِن۪ينَ يُدْن۪ينَ عَلَيْهِنَّ مِنْ جَلَاب۪يبِهِنَّۜ ذٰلِكَ اَدْنٰٓى اَنْ يُعْرَفْنَ فَلَا يُؤْذَيْنَۜ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُورًا رَح۪يمًا ‎Ey Nebi! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına de ki: “(Tüm bedenlerini örten) cilbablarını üstlerine giysinler. Bu, onların (hür ve iffetli olarak) tanınmaları ve eziyet görmemeleri için en uygun olandır. Allah, (günahları bağışlayan, örten ve günahların kötü akıbetinden kulu koruyan) Ğafûr ve (kullarına karşı merhametli olan) Rahîm’dir.” ‎(33/Ahzâb, 59)