İsm-i kaderime denk düşürecek bir şey arıyorum, onu bana bilinir kılacak, her şeyi örtüsü altına alabilecek bir şey… İhtimallerin sonsuzluğunu görmek ve hariçle dahili ayırt edecek bir çizgiyi silip daraltmaktan, daraltıp memnun olmamaktan; genişletip hiç olmaktan çıldırmaya varıyorum.
Yine çıldırmak evet; sizin ism-i kaderinize çılgınlık sayfaları dedim bir defa, onunla müsemmasınız ebediyyen. Ya da ben tam olarak çıldırıp, çılgınlık sayfalarını bir yardan savurana dek. Artık yar bulmak zor, haklısınız. Ve insanlar uçurum diyorlar buna; yarı bilen yok, yârı bulan. Oysa ben uçuruma saçılım, açılım gibi kelimelerin çağrışımıyla bakıyorum. Mesela aklıma Hezârfen geliyor. Uçtuğuna dair anlatıları Uçurum-1, Uçurum-2 olarak tefrika etmiş olmasının ve bunun bize ulaşamamasının önünde hiçbir engel görmüyorum. Asıl tarih anlatılmayan tarafta yaşanıyor ve bunu söyleyince çıldırmış kabul ediliyorsun. Hemen belge soruyorlar. Zaten öyle miyim?... Biz bize çıldırdık yalnız, başkalarına karşı değil. Bu altımızın arasında. Ama bana belge sorduklarında sizi göstersem kabul görülür mü sizce? “İş bu belge, bir insanın hayatının çoğunu kendi içinde yaşadığını apaçık ortaya koymakta olup asıl tarihin de gözlerin görmediği iç tarafta yaşandığına işaret etmektedir. Bundan dolayı kayıt dışı bir tarih açılmalı ve başlığına şöyle yazılmalıdır: anlatsam yarısında izin alıp gideceğiniz bir hikayedir burası*.
Şimdiki uçuş denemeleri* yalnızca kitaplarda kalıyor. Ve yalnızca şiirlerde. Ama radarlar* bana müsaade verse uçacağım, kanatsız uçacağım hem de.
Konuyu çok dağıttınız. İsm-i kaderim diyordum, ona denk düşürecek, bütün ihtimallerin üzerinde bir şey arıyordum. Yani mesela şimdi ben sırt çantama birkaç cüzi şey koyup terminalin yolunu tutsam tutmamış olmama göre nasıl bir ihtimal kapısı