Metropol Kadını!
İçeriye giren, otuzlu yaşlarda tipik bir metropol kadınıydı. Kendini kimseye ait hissetmeyen ve kimseyi de sahiplenmek istemeyen bir kadın… Yalnızlığı bağımsızlık, kimsesizliği özgürlük zanneden ama aslında sevmeyi ve sevilmeyi bilmediği için içine düştüğü yalnızlığı güç gösterisi zanneden bir kadın tipi… Bunların ayakta kalabilmeleri mucize sayılır, çünkü aslını inkâr edip doğal fıtratlarından uzak bir yaşam biçimi seçerek girdikleri her ortamda modern olduklarını kanıtlamak için yorgun düşerler ve bu kimliksizliğin altında gönüllü olarak ezilirler. Bunların modernlikten ne anladıkları da meçhuldür. Çatal peçete medeniyetini modernlik zanneden tiplerdir bunlar. Daha trajik yanı da 'modern' kelimesinin manasını da bilmezler; ezbere giden, taklitçi, özünü reddeden, sıradan ve sürüden insanlardır. Modern kelimesi 'Bugüne ait' demektir ve literatüre girmesi de Hristiyanlığı benimseyen Romalıların, eski pagan kültüründen tamamen koptuklarını ve yeni bir kültür olduklarını belirtmek için kendilerine 'modern' demeye başlamalarıyla olmuştur. Modern olmak demek, başka bir kültürden ayrı olmak, o kültürü taklit etmekten kaçınmak, seni sen yapan öz değerlerini korumak ve o değerlere göre yaşamak demektir. Batı’ya özenip onları taklit ederek onlar gibi yaşamak, 'modernlik' zannediliyor. Batı’ya medeniyeti öğreten bizim atalarımızdı, fakat bunu unutturdular ne yazık ki. Bir insan, ahlakı güzel, sözleri rahatlatıcı, bakışı huzur verici, eli cömert, huyu yumuşak, dini ve milli değerlerine bağlı, ailesine, eşine, çocuğuna merhametli, kul hakkına dikkat eden, hiçbir canlıyı incitmeyen, hainlik yapmayan, topluma faydalı olan, kendini cahillikten kurtaran biri ise, işte o modern bir kişidir. Yoksa gavurdan örnek aldığı yemek masası düzeni, çağdaşlık adı altında vücudunu sergilemesi,
1000Kitap
"Çılgınlık nedir? onlar sorun çıkarıcı ve münasebetsiz. onları anlamayı red ediyoruz. onlar yalnız. ama gerçeğe kesinlikle daha yakınlar. " 🎞️Nostalghia / 1983 Andrei Tarkovsky
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Ley’Lâ’nın köyünün köpeği
Sevdiği için çöllere döşen Mecnun'un büyük bir muhabbetle mahlukatı sevmesinin sırrı... Leylâ’nın köyünü yurt tutan köpeğin ayağının bastığı toprak bile benim için azîzdir...” Leylâ’sı uğrunda ve onun aşkı ile çöllere düşen Mecnun, tüyleri dökülmüş, ağzından salyalar akan bir köpeği seviyor, okşuyor ve gözlerinden öpüyordu. Onun bu hâlini gören birisi dayanamayıp: “–Ey ham Mecnun! Yaptığın bu çılgınlık nedir? Bu hayvanı, niye sarılmış öpüyorsun?” dedi. Mecnun cevap verdi: “–Sen baştanbaşa bir sûret, şekil ve bedenden ibâretken, benim yaptığım işten ne anlarsın?! İçeriye gir, yâni rûh âlemime dal da ona bir de benim gözümle bak! Bu köpeğin ne meziyeti var biliyor musun?! Bu köpekte senin çözemeyeceğin ilâhî bir sır var. Allâh, onun gönlünde sâhibine karşı duyduğu muhabbet ve vefânın hazinesini gizlemiştir. Hem baksana o, bu kadar köyün içinde gitmiş de Leylâ’nın köyünü yurt edinmiş ve o köye bekçi olmuş!.. Köpek deyip geçme, sen onun himmetine nazar et. O benim gönül dünyâmın mübârek yüzlü Kıtmîr’idir. Benim sürûr ve hüzün ortağımdır. Bunun bir kılını arslanlara değişmem. Gönlüne, canına, irfânına dikkat et ki, onun fazîletini göresin!.. Leylâ’nın köyünü yurt tutan köpeğin ayağının bastığı toprak bile benim için azîzdir...”
Duygu ve Düşünce
AMENTÛ-İSMET ÖZEL
İnsan eşref-i mahlûkattır derdi babam bu sözün sözler içinde bir yeri vardı ama bir eylül günü bilek damarlarımı kestiğim zaman bu söz asıl anlamını kavradı geçti çıvgınların, çıbanların, reklamların arasından geçti tarih denilen tamahkâr tüccarı kararmış rakamların yarıklarından sızarak bu söz yüreğime kadar alçaldı damar kesildi, kandır akacak ama kan kesilince damardan sıcak sımsıcak kelimeler boşandı aşk için karnıma ve göğsüme ölüm için yüreğime sürdüğüm eczâ uçtu birden aşk ve ölüm bana yeniden su ve ateş ve toprak yeniden yorumlandı. Dilce susup bedence konuşulan bir çağda biliyorum kolay anlaşılmayacak kanatları kara fücur çiçekleri açmış olan dünyanın yanık yağda boğulan yapıların arasında delirmek hakkını elde bulundurmak rahma çağdaş terimlerle yanaşmak için bana deha değil belgeler gerekli kanıtlar, ifadeler, resmi mühür ve imza gençken peşpeşe kaç gece yıllarca acıyan, yumuşak yerlerime yaslanıp uçardım
Edebiyat
Amentu İnsan eşref-i mahlûkattır derdi babam bu sözün sözler içinde bir yeri vardı ama bir eylül günü bilek damarlarımı kestiğim zaman bu söz asıl anlamını kavradı geçti çıvgınların, çıbanların, reklamların arasından geçti tarih denilen tamahkâr tüccarı kararmış rakamların yarıklarından sızarak bu söz yüreğime kadar alçaldı damar kesildi, kandır akacak ama kan kesilince damardan sıcak sımsıcak kelimeler boşandı aşk için karnıma ve göğsüme ölüm için yüreğime sürdüğüm eczâ uçtu birden aşk ve ölüm bana yeniden su ve ateş ve toprak yeniden yorumlandı. Dilce susup bedence konuşulan bir çağda biliyorum kolay anlaşılmayacak kanatları kara fücur çiçekleri açmış olan dünyanın yanık yağda boğulan yapıların arasında delirmek hakkını elde bulundurmak rahma çağdaş terimlerle yanaşmak için bana deha değil belgeler gerekli kanıtlar, ifadeler, resmi mühür ve imza gençken
Duygu ve Düşünce
Amentü ~ İsmet Özel
İnsan eşref-i mahlûkattır derdi babam bu sözün sözler içinde bir yeri vardı ama bir eylül günü bilek damarlarımı kestiğim zaman bu söz asıl anlamını kavradı geçti çıvgınların, çıbanların, reklamların arasından geçti tarih denilen tamahkâr tüccarı kararmış rakamların yarıklarından sızarak bu söz yüreğime kadar alçaldı damar kesildi, kandır akacak ama kan kesilince damardan sıcak sımsıcak kelimeler boşandı aşk için karnıma ve göğsüme ölüm için yüreğime sürdüğüm eczâ uçtu birden aşk ve ölüm bana yeniden su ve ateş ve toprak yeniden yorumlandı.Dilce susup bedence konuşulan bir çağda biliyorum kolay anlaşılmayacak kanatları kara fücur çiçekleri açmış olan dünyanın yanık yağda boğulan yapıların arasında delirmek hakkını elde bulundurmak rahma çağdaş terimlerle yanaşmak için bana deha değil belgeler gerekli kanıtlar, ifadeler, resmi mühür ve imza gençken peşpeşe kaç gece yıllarca acıyan, yumuşak yerlerime yaslanıp uçardım bilmezdim neden bazı saatler