Hep gülümserdi. Yüzünde o yumuşak, hafif tebessümüyle doğmuş gibiydi. Mutluluğunu ifade etmekten ziyade acılara göğüs geren bir tebessümdü bu. Hayat felsefesi buydu. Ne olursa olsun gülümse. Acıya, hüzne, kayıplara karşı gülümse..
Onun( Abdullah b. Mesud ) bir tek emeli vardı ki, bunu sık sık tekrarlar, "ah..!" çekerdi. Bu arzusunun ne olduğunu, isterseniz gelin, onun ağzından dinleyelim:
"Tebük gazvesi sırasındaydı. Bir gece yarısı uyandım. Askerin konakladığı bölgede bir ateş parçası gözüme ilişti. Acaba nedir diye bakmaya gittim. Baktım Resûlullah, Ebû Bekir ve Ömer, üçü birlikte, o sırada ölmüş olan Abdullah Zülbicadeyn el-Müzeni'yi defnetmekle meşguller. Bir çukur kazmışlardı ve Hz. Peygamber çukurun içindeydi. Hz. Ebû Bekir ve Ömer de cenazeyi ona sarkıtıyorlardı. Resûlullah onu kabre yerleştirirken şöyle diyordu: "Allah'ım! Ben ondan razıyım, sen de razı ol..." Keşke o gün, o çukura ben gömülseydim..."
Hubeyb iki rekât namaz kıldıktan sonra, müşrikler aleyhine dua etti. Söylediği beyitler arasında şu anlamda mısralar da vardı: "Müslüman olarak ve Müslümanlık uğruna öldürüldükten sonra ne şekilde ölürsem öleyim, önem vermem. Bunlar Allah uğrunadır. O dilerse bu parçalanan vücudumu mübarek kılar."
Kendisine her ne zaman "Kendine, aile efradına günlük harcamalarını biraz artır; hayatın güzelliklerinden istifade et." denilse, o devamlı şu büyük sözlerle karşılık verirdi:
"Ben Hz. Peygamberin şu sözünü işittikten sonra benden öncekilerin (sahâbenin) yolundan ayrılamam. Hz. Peygamber (s.a.v.) buyuruyor ki:
"Allah insanları hesap için toplar. O sırada mü'minlerin yoksulları güvercinler gibi seke seke gelirler. Onlara: "Durun! Hesap var denilir. Onlar da: "Hesaba çekileceğimiz hiçbir şeyimiz yok ki!" der ler. O zaman Allah: "Kullarım doğru söylüyor." der ve onlar herkes ten önce cennete girerler."