1865 yılının 13 Ocak günü öğle üzeri saat yarımda… Dostoyevski tarafından kaleme alınmış ve yarım bırakılmış olan bu kısa öykünün enteresan olayı bu saatte gerçekleşiyor.
Ivan Matveiç ve eşi, Avrupa gezisine çıkmayı planlıyorlar ama öncesinde Alman bir girişimcinin timsah gösterisini görmek için bir panayıra gidiyorlar. Ana karakter Ivan, timsaha yakından bakmak istediği için yaklaştığı sırada , timsah onu yutuveriyor. Ancak Ivan’ın kılına bile zarar gelmiyor, hayatına timsahın içinde devam ediyor ve çevresiyle iletişim kuruyor.
Ailesi ve arkadaşları Ivan’ı timsahın karnından kurtarmak istiyorlar ama bürokrasiye takılıyorlar. Çünkü timsah Avrupalı bir girişimcinin mülkü ve onun ücretini ödemeden karnını yarmak mümkün değil. Ayrıca Alman girişimci şimdi daha değerli hale gelen timsahına paha da biçemiyor. Ülkenin ekonomik prensipleri gereği yabancı sermayeyi kaçırmamak da gerekiyor. Üstelik bu olayın emsali de olmadığından nasıl çözüleceği bilinemiyor.
İşin ilginç yanı, bir süre sonra gazetelerde timsahın ve sahiplerinin lehine haberler çıkıp, timsahın karnında bulunan Ivan için karalama kampanyası başlatılıyor. Tüm bunların üzerine Ivan’ın da durumundan hoşnut olduğunu, insanlara kendini bu şekilde duyurabileceğini düşündüğünü de belirtmem gerekiyor.
Alt metni çok güçlü olan bu kısa öykü, ülkemizde Haldun Taner tarafından tiyatroya uyarlanmıştır ancak uyarlandığı dönemde sahnelenememiştir. Radyo tiyatrosu tarafından seslendirilmiş, sahneyle ise daha sonraları buluşabilmiştir. Fyodor Dostoyevski
1880-1968 yılları arasında yaşamış Amerikalı pedagog ve yazar. Henüz on dokuz aylık bir bebekken geçirdiği ateşli bir hastalık sonucu kör ve sağır olarak hayatına devam etmek zorunda kalmıştır. Kör ve sağır olması nedeniyle de uzun süre konuşamamıştır.
Onun alametifarikası, içindeki tükenmek bilmez umudu, çabası ve yaşama sevincidir. Yaşadığı çevreyi dokunarak , koklayarak ve yaydıkları titreşimlerle tanımaya çabalamıştır. En büyük şansı 6 yaşındayken, Alexander Graham Bell’in de önerisiyle, birlikte çalışmaya başladığı öğretmeni Anne Sullivian’dır. Büyük bir sabır ve emek ile Helen’e hayatı öğretmiştir.
Bir gün öğretmeni ile yaptıkları bir yürüyüşte, Anne onun elini suya dokundurup avucunun içine ‘su’ kelimesini hecelemiş ve böylece Helen çevredeki herşeyin bir adının olduğunu hayretler içinde kavramıştır. Bu olayın ilerideki hayatı için bir kırılma noktası olduğunu söylemiştir.
Uzun çalışmalar sonucu, konuşmayı öğrenmiş, üniversiteyi konuşan ve gören insanlarla birlikte aynı sürede bitirmiş, Almanca ve Fransızca öğrenmiştir.
Onun hayatı, bizim büyütüp durduğumuz sorunlarımızın , hayallerimizin önüne kendi ellerimizle ördüğümüz engellerin ne kadar manasız olduğunu gösteriyor. Helen ellerinin çoğu gören kişiden daha iyi gördüğünü ve çoğu duyan kişiden de daha iyi duyduğunu söylemiştir.
Başarmak için istemek yeterlidir!
" Kör olmaktan daha kötü olan tek şey; görebilip de görüşü olmamaktır..''
''bulutlara dokunamazsın ama yağmura dokunabilir ve çiçeklerin sıcak bir günün sonunda su içerken ne kadar mutlu olduğunu bilirsin. sevgiye de dokunamazsın ama her şeyi nasıl güzelleştirdiğini bilirsin.'' Her Şey Su İle Başladı