Merve Kaya, Patasana'yı inceledi.
5 saat önce · Kitabı okudu · 2 günde · Puan vermedi

İnceleme yapmak için sabırsızlanmama rağmen bunları yazmak için kitabın üzerine biraz beklemek, kendimi dinlemek, Esra gibi, Patasana gibi düşünmek için kendime vakit ayırdım. Esra’ya büyük hayranlık besledim kitap boyunca. Çok güçlü bir kadın olduğunu düşündüm her satırı okurken. Patasana ile çok benziyorlardı birbirlerine. Esranın yaşamına üzülmekten alıkoyamadım kendimi. Orhan yüzünden aşka bu kadar çekinmesi benim bile canımı yaktı. Kitapta üç cinayet varken çoğu zaman katili düşünmeyi bırakıp Esra ve Eşrefin sonunu hayal ettim kendimce. Kazıyı düşündüm , tabletleri, yaşamlarını. Sanırım Ahmet Ümit abimiz de aynı şeyi düşünmüş olacak ki cinayetten çok günlük yaşantının üzerine daha çok durmuştu. Cinayet hep arka planda birisi nasıl olsa çözecek diye bekledi durdu ve bu hiç bir şekilde rahatsızlık vermiyordu bana. Okurken kendimi kazının içinde hissettim. Olayları birlikte yaşıyormuşuz gibi hissettim. Bir olay bir tablet çevirisi olarak giden kitabın bölümler ilk başta iki ayrı kitabı aynı anda okuyormuş hissiyatı yaratıyordu. Açıkçası bölümlerin sonu bağdaştırılmaz diye bekliyordum yanılmışım. Bu arada katilin kim olabileceği hakkındaki tahminimde yanılmamışım:) ilk kitabından olsa gerek en az şüphe duyulacak fakat aykırı tipleri seçiyor yazarımız diye düşünmüştüm. Doğru tahminde bulunamamak keyifli fakat ben bunu biliyordum demek daha keyifli sanırım. Şimdi bıraksalar bütün kitabı burada anlatırım. Sanırım bütün romanlarını okumalıyım :)

Partizan

Gırtlağımda bir harf büyüyor
buna dayanacağım
dişlerim kamaşıyor yıldızlardan
buna da.
Kabaran bir çarpıntı oluyor şehir.
Artık yırtarak açtığımız zarflarda
ne kargış, ne infilak
yalnız
koynunda çaresiz, çıplak
isyan işaretleri taşıyan
bir ergen cesedi.
Kabaran bir çarpıntı oluyor şehir
uyusam bir dağın benimle uyuduğu oluyor
her gün şehrin ortasında bir ergen ölüyor
domuzuna ölüyor bankerlere durarak
noterden onaylı kağıtlara durarak
mevlit ilanlarına durarak.
Yunmadık saçlarını okşuyoruz, yavrum.
- Yüzümüzde dolanan bir mayhoş kahkaha -
Gırtlağımda bir harf büyüyor
gırtlağımızda.

Sarp bir güvercin düşüyor yüreğimden
buna dayanmalıyım
ölünce bir partizan gibi ölmeliyim
sabahın kuşluk vaktine savrulan
savrulan savrulan ergen ölüleri gibi.
Şehrin şarkısını söylediğim zaman
yağız bir kımıltı oluyor sesim
korku ve cüzam
korku ve cüzam
korku…
Ne beklenebilir artık namlulardan.
Harçlar karılmış duruyordur
hem de kara
bir gerdek olarak yaşıyoruzdur kendimizi
ne beklenebilir.
Yırtarak açtığımız zarflarda
büyük tecimevlerinde, büyük çarşılarda
pokerde-sinemada-genelevlerde
ne bir suçlu çağrışımı, ne karabasan
yalnız o herkesler
o herkesler kendine akarak boğulan
ve sürdüren bir güleç kocamışlığı.
Bereketli kuşlar serpeceğim ayaklarıma
genzimi yakarak
bir cinayet türküsü söyleyeceğim ben de
ölürsem bir partizan gibi öleceğim
azgın bir gebelik halinde.

Beni dinmeyen bir mavilik kanırtıyor
buna dayanamam
bir çeteci dişleriyle söküyor kanımdaki çiviyi
buna da.

Radyodan silah sesleri geliyor
ter kokusu geliyor, ayak
aksayan bir şey örtüyor
yüreğimin kabzasını
olmadık sesler geliyor radyodan
beynimde korkunç bir vida olarak
ergen ölüleri
artık ellerimi bu rahlelerden ayırsam
boyunbağımın ve gülüşümün o kirli
rahatlığından, yırtık uğultusundan şehrin.
Umudunun ayak seslerini okşuyoruz, yavrum.
Kuşandığımız 
bu alkol kokusu bize ne getirdi ki!
ÇIKSAM
gök
şarlayarak devrilse ardımdan
- ölürsek bir partizan gibi ölmeliydik -
yürüsem parçalanmış bir ceset tazeliğinde
yürüsem beynimde kıpkızıl bir serinlik
sonra denizler devirebilirim dudaklarımdan
sonra aşk, sonra dirlik: partizan

(1965)


|İsmet Özel|


>>https://youtu.be/Aq1TS9zVme4

“En kusursuz cinayet, birinin yaşama sevincini öldürmektir.” (Paulo Coelho)

kadir sefa, bir alıntı ekledi.
 18 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

İç Kelepçe
Barış bir barut peçe
Ha bende cinnet-kıvılcım, ha denizde kum
Yüreğim sürçe sürçe
Şiddet damarım çatlar, ağzım zehir-zakkum
Ellerim birer pençe
Yaklaşır bana cinayet
Davranırım
Ve düşer başıma ayet
Kerkesi vurdum sanırım

Gülce, Ömer Lütfi MeteGülce, Ömer Lütfi Mete

İnsanların ruhunu öldürüyorlar,
İşte asıl cinayet bu.
Utanılacak bir cinayet!

-Maksim Gorki

Gizem Yılmaz, bir alıntı ekledi.
Dün 10:56

Cinayet değil bu, hiçbir şey cinayet değildir.Sana yükledikleri fikirlerden kurtulursan özgür olursun. Özgür, anlıyor musun?

Sıcak Su Müziği, Charles BukowskiSıcak Su Müziği, Charles Bukowski
Nephren Ka, Cemile'yi inceledi.
 Dün 10:51 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 8/10 puan

AŞKIN NAMUSUNU KURTARALIM MI?

yeter yeter söyleme
söyleme artık
kelimeler kanatır yarayı
gözlerin anlatıyor
mutlu aşk yoktur

sus söyleme
her şey ortada artık

“ Mutlu aşk yoktur.” diyen Louis Aragon bu eser için “Dünyanın en güzel aşk hikâyesi” demiştir.
Aragon Selvi Boylum Al Yazmalım’ı da okumalıydı.
Sahi neydi sevgi?
Sevgi emekti...
Böyle diyerek kalbini dinlemeyen ve kendisi için pek çok fedakârlığı göze alan adamı seçen Aysel, aşkına sırtını istemeye istemeye döner.
Oysa CEMİLE aşkına kavuşmak için ne gerekiyorsa yapar. Kim ne der köy yerinde diye düşünmez, yakalanırsa öldürüleceğini bile bile aşkına sahip çıkar.
Nedir ki aşk? Kimsenin tanımlayamadığı, kelimelerin kifayetsiz kaldığı ama acıtan, inciten, ağlatan, kanatan bir şey. “Şey” işte...

Aşık Veysel “Seversin alırsın karın olur, seversin alamazsın karasevdan olur.” derken aşkın formülünü de vermiş bir bakıma.

Günümüzün klavye başında, sanal ortamlarda aniden başlayan ve aniden soluveren aşklarına inat Tahir ile Zühre, Leyla ile Mecnun, Cemile ile Daniyar gibi cesur aşklar “aşka umut veriyor” iyi ki de , aşkın namusunu kurtarıyorlar.

Herkes bir şey diyor “aşk” için zaten:

Aşk tek kişiliktir;ikinci kişiye bilet yoktur.” Yılmaz Odabaşı

“Aşk üç kişiliktir baba,
cinayet içinse yüzlerce kişi gerekir.”
Altay Öktem

“Aşk kişiliksizliktir sevgili 
Tek kişilik aşk zaten bir başına yaşanır...
İki kişi âşık olunca bir sayılır...
Üç kişilik aşklarda 
Biri vardır biri yoktur ...
Aşkta zaten hep bir kişi eksik sayılır .”
Turgay Çokeren

“Aşk dört kişiliktir; bendeki ben, sendeki sen, bendeki sen, sendeki ben.”
Nev
( Sizin tanımlarınızı yorumlarda görmek isterim.)

Bir aşkın nesnesi değil öznesi olmak isterim...
İçinde umudu, hayalleri olan...
Umut yoksa baştan yeniksin kalbine o tek kurşun isabet etmiş çoktan..

Ah Cemile!
Konuyu nerelere getirdin!

Son Söz: Bu şarkı aşkı hatırlattı bana...

https://youtu.be/en8C3MJaRXI

Gürkan ((şair)), Suç ve Ceza'yı inceledi.
Dün 01:58 · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 10/10 puan

Rodya Romanoviç Raskolnikov yoksul bir gençtir; Petesburg Üniversitesi'ndeki hukuk öğrenimini yarıda bırakır. Aklı Batı'dan gelen siyasi ve felsefi düşüncelerle karmakarışıktır. Nefret edilen kötü bir tefeciyi öldürecektir. Böylece finansal problemlerini çözerken aynı zamanda dünya kötü değersiz bir parazitten temizlenecektir. Raskolnikov daha yüksek bir amaca hizmet eden bir cinayetin kabul edilebilir olduğuna inanır. Bir sürü hesap kitaptan sonra harekete geçer ve kadının evine giderek onu baltayla vahşice öldürür. O anda Alonya ile birlikte yaşayan ve kimseye bir zararı dokunmayan üvey kız kardeşi beklenmedik biçimde içeri girdiğinden Raskolnikov onu da öldürmek zorunda kalır. Müşterilerin rehin için bıraktıkları birkaç küçük süs eşyasını alır ve kimseye görünmeden oradan ayrılır.
Kimsenin kendisini görmediğini bildiği halde, Raskolnikov son derecede tedirgindir. Tedirginliği ailesi ve yakın çevresini de etkilenir. Raskolnikov'un hayatında üç kadın vardır. Bunlardan ilki olan annesi düşkün ve müşfik bir kadındır. Hayatındaki ikinci kadın kız kardeşi Dounia'dır. Hayatındaki üçüncü kadın ise Marmeladov adındaki işsiz kâtibin kızı Sonia'dır. Raskolnikov onunla ara sıra buluşmuş arkadaşlık etmiştir. Sonia'nın ailesi babasının ayyaşlığı yüzünden çok yoksuldur. Sonia, ailesine bakmak için fahişelik yapmaya başlamıştır. Raskolnikov öldürdüğü kadının evinden aldıklarını ve diğer delilleri saklayıncaya kadar çılgın gibidir. Ödenmemiş bir borç yüzünden karakola çağrıldığında polislerin yanında baygınlık geçirir. Günlerce hasta yatar. "Katilin cinayet yerine dönmesi" kuralına uygun olarak yakalanmayı ve rahatlamayı, arınmayı isteyen genç adam öldürdüğü tefeci kadının evine gelir. Komiserle tanışır ve davranışlarıyla dikkat çekerek soruşturmanın baş zanIısı olur. Zeki bir adam olan Komiser Porfiry Petro viç Raskolnikov'un katil olduğunu düşünür. Raskolnikov Sonia'ya suçunu ve aşkını itiraf eder. Sonia fahişelik yapmasına rağmen inançlı ve iyi yürekli bir kızdır. Ona acır ve suçunu polise itiraf etmesi ve bedelini ödemesi gerektiğini söyler. Sonunda vicdan azabı Raskolnikov'a suçunu itiraf ettirir. Sibirya'ya sürgün edilir. Sonia onun serbest kalacağı günü bekleyecektir. Raskolnikov yine de aşırı bir pişmanlık duymamaktadır. Fakat Sonia'nın sayesinde kendini dine verebilecektir.

Melike Yılmaz, bir alıntı ekledi.
 23 May 23:52

...Seni yönetmeye başlar, mantık kaybolur, doğru dürüst düşünemezsin bile. Birine âşık olmak, gözü bağlı olarak, bir uçurumun kıyısında yürümek demektir. Başına neler geleceğini hiçbir zaman bilemezsin. Sonu ölüm de olabilir, cinayet de, intihar da.

Kardeşimin Hikayesi, Zülfü Livaneli (Sayfa 108 - undefined)Kardeşimin Hikayesi, Zülfü Livaneli (Sayfa 108 - undefined)