Görmek
10/10
·296 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
·
27 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 18:31
Görmek orijinal adıyla Ensaio sobre a Lucidez , kelime anlamı: Berraklık Üzerine Deneme, Nobel ödüllü Portekizli yazar José Saramago’nun 2004 yılında yazdığı politik bir kitaptır ve Körlük kitabının da devam niteliğindedir. 2006 yılında İngilizce diline çevrilmesiyle 25 dile de çevrilmiştir. Ülkede seçim yapılmaktadır ve sağanak yağmur nedeniyle kimsenin gelmediği görülür ve eşe dosta haber edilir. Akşamüstü saat 4 gibi hava açsa da çok az katılım olur bundan dolayı iki saat daha uzatırlar. Başbakan sonuçları açıkladığında yüzde 75’ten fazla beyaz oy çıkar yani boş oy atılmıştır. Bir hafta sonra yine seçime gidilir, bu olay bana 2015 yılında koalisyon kurulamadığından tekrar seçime gidilmesini hatırlatır, seçimde bu sefer % 83’ten fazla çıkar ve sağ/sol oyları yine güdük kalır. Hükümet halkın arasına ajanlar sokar ve beyaz oyun bulaşıcı olduğunu düşünür. Hatta hükümet başkenti değiştirmek ve emniyet güçlerini de çekmek ister. Kaos olması için metro istasyonuna bomba koyarlar iç işleri bakanının bundan haberi vardır ama belediye başkanı bunu hükümetin yapmasından şüphelenir ve onları suçlar. Hatta metronun karşısındaki parka ölenler için anıt yaparlar ve ölenlerin ailelerine yardımda bulunurlar. Dört yıl önce körlük hastalığı ile ilgili ilk kör olan Cumhurbaşkanına mektup yazar ve o da bunu başbakanla paylaşır. Karantinaya alındıklarında doktorun eşinin kör olmadığını ve kadının makasla cinayet işlediğini söyler. Ayrıntılı bilgi isterler adamdan o da 6 kişi ve bir köpeğin bulunduğu fotoğrafı verir. Kendi eski eşi de vardır ama artık onunla da görüşmediğini ifade eder. Günümüzde de demokrasi yolu tıkandığında yönetenlerin yargı eliyle kendi yerlerini korumak adına mutlak butlana sığındığını çok yakından gördük. İç işleri bakanı ve Komiser: deniz papağanı ve albatros kod
1000Kitap
GörmekJosé Saramago · Kırmızıkedi Yayınevi · 202422,8bin okunma
7/10
·360 syf.··
2026 16. kitabı
İklim krizleri ve ekonomik çöküşlerin yaşandığı , siber-biyolojik bir yaşam düzeninin olduğu, insanların yarı organik yarı geliştirilmiş robotik organlarla yaşadığı bir dünya hayal edin. Bu hayali dünyada , sadece kıyafetleriniz veya eviniz değil; ciğeriniz, gözünüz, gen haritanız ve hatta hastalıklarınız bile ilaç şirketlerin patentli mülkü. İnsanların, daha iyi görebilmek, daha hızlı koşabilmek ya da sadece hayatta kalabilmek için bedenini ilaç firmalarına kiralaması ve ya yüksek maliyetlerle borçlanması gerekmektedir. Hikayemizin kahramanı Kobo, küçük yaşta geçirdiği kazalar nedeniyle vücudunun yarısı siber-organik protezlerden oluşan biridir. Kobo, bir "Beden İzcisi" yani görevi devasa ilaç firmalarının finansa ettiği beyzbol ligleri için genetik olarak modifiye edilmiş insanüstü yeteneklere sahip sporcuları keşfetmek.. Birgün Kobo’nun hem evlatlık kardeşi hem de ligin en büyük genetik mucizesi olan yıldız beyzbolcu J.J. Zunz, maç esnasında sahada, dehşet verici bir şekilde vefat eder. Kobo, kardeşinin ölümünün ardındaki sırrı çözmek için New York’un yeraltı dünyasına, illegal organ laboratuvarlarına ve kurumsal gökdelenlerin zirvesine uzanan tehlikeli bir soruşturmaya girişir. Bu yolda hiç beklenmedik sırlarla da karşılaşır. Bilimkurgu-polisiye distopyası türündeki bu roman aynı zamanda bize, "Bedenimiz kime ait?", "Teknoloji bizi özgürleştiriyor mu yoksa köleleştiriyor mu?" ve "İnsan kalmanın sınırı nedir?" gibi soruları da soruyor. Sayfaları çevirirken hem yüksek tempolu bir cinayet gizemini merak edecek hemde geleceğin dünyasında bunları yaşama ihtimali mümkün mü diye kendinize soracaksınız. Yazarın kalemi için kısaca akıcı , sıradışı diyebilirim .Hikaye örüntüsündeki tasvirler o kadar iyi yazılmış ki, bana bilim kurgu filmi izliyorum
Beden İzcisiLincoln Michel · The Kitap · 202217 okunma
Reklam
Zebercet’in ve Anayurt Oteli’nin Anatomisi
8/10
·128 syf.··
2026 8. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 17:51
Yusuf Atılgan’ın bu kült eserini bitirdiğimde, yaklaşık 100 sayfada bu kadar derin ve sarsıcı bir etki yaratabilmesine gerçekten hayran kaldım. Bana göre kitabın öne çıkan güçlü ve zayıf yönleri kısaca şunlar: Benim Gözümden Olumlu Yönleri (Neden Okunmalı?) Roman, ana karakter Zebercet üzerinden insanın yalnızlığını, yabancılaşmasını ve bastırılmış duygularını o kadar çıplak anlatıyor ki, psikolojik analiz gücüne hayran kalmamak elde değil. Yazarın kullandığı bilinç akışı tekniği çok başarılı. Kendimi bir anda Zebercet’in parça parça olmuş zihninin, sanrılarının ve geçmiş travmalarının içinde buldum; bu da okuma deneyimini çok benzersiz kılıyor. Otel sadece bir bina değil, adeta Zebercet’in ruh halinin bir yansıması. Bu klostrofobik ve tekinsiz atmosfer kitaba harika bir edebi estetik katmış. Beni Zorlayan Olumsuz Yönleri (Hangi Açılardan Mesafeli Yaklaştım?) Kitap baştan sona yoğun bir çürüme, yalnızlık ve karamsarlık barındırıyor. Okurken üzerime çöken o ağır ve depresif hava beni ruhen oldukça yordu. Bastırılmış cinselliğin uç noktalarda işlenmesi, rızasız ilişkiler ve ortalıkçı kadının öldürüldüğü o soğuk cinayet sahnesi beni ciddi anlamda huzursuz etti. Hassas okurları fazlasıyla tetikleyebilecek bir üslubu var. Olay odaklı, sürükleyici kitapları sevenler için oldukça monoton gelecektir. Çünkü kitapta neredeyse hiç dış aksiyon yok; her şey bir adamın oteldeki sıradan rutinleri ve içsel çöküşü etrafında dönüyor. Yazarın kullandığı bilinç akışı, iç monolog ve zaman sıçramaları tekniği, doğrusal bir olay örgüsü (giriş-gelişme-sonuç) olmadığı için çoğu kez kafam karıştı. ​Zebercet’in zihnindeki sanrılar, rüyalar, çocukluk anıları ve şimdiki zaman hiçbir geçiş uyarısı olmadan birbirine karışıyor. ​Bu durum, kitabın takibini zorlaştırıyor. Bence keyif almak
Anayurt OteliYusuf Atılgan · Can Yayınları · 202537bin okunma
Puan vermedi·344 syf.·
2026 51. kitabı
Merhaba sevgili okur 🫆Gerçekler ışığında yazılmış, elinizden bırakmak istemeyeceğiniz şahane bir polisiye romanının yorumu ile karşınızdayım. Eser polisiyenin kraliçesi Agatha Christie'nin 1926 yılında arkasında hiçbir iz bırakmadan ortadan kaybolduğu gizemli 11 günü anlatıyor. Soluk soluğa okuyacağınız olağanüstü bir eser benden söylemesi 🫆 1926 Aralık ayı.. Agatha Christie, kocasıyla arasının bozuk olduğu ve aldatıldığı bir dönemde arabasını ormanda terk edilmiş halde bırakarak arkasında hiç iz bırakmadan ortadan kaybolur. Tüm aramalara rağmen bulunamaz. Olay manşetlere taşınır ve Surrey ve Berkshire polisi, onu bulmak için halktan da zaman zaman yardım alarak çok sayıda memur görevlendirir. Arabanın bulunduğu bölgeye yoğunlaşırlar ve bazı memurlar özel olarak onun öldüğünü düşünerek c*set arayama odaklanır. Kocası Archie Christie'nin Nancy Neele adlı genç bir kadınla olan ilişkisi nedeniyle evliliklerinde bazı sorunlar yaşadıkları için özellikle inceleme altına alınır lakin sağlam bir mazereti olduğu için dikkatler başka yöne çevrilir. Aslında yazar Christine, ailesi ve sırları üzerinden şantaj yapan sapkın ve zeki bir doktorun tuzağına düşmüştür. Bu adam Rickmansworth’te pratisyen hekimlik yapan Patrick Kurs’tur. Doktor, yazarın en değer verdiklerini ( eşi ve kızı ) koruyabilmesi için kendisinden mükemmel bir cinayet tasarlayıp işlemesini talep eder. Şantajcı doktor, ailesine dair her detayı bilmektedir ve bunu basına sızdırmakla tehdit eder. bildikleri Archie ‘yi mahvedecek niteliktedir. Yazarın şantajıya boyun eğmekten başka şansı yoktur. Yorkshire'daki Harrogate kasabasında bir kaplıca otelin kocasının metresinin adı olan "Mrs. Teresa Neele" sahte ismiyle kayıt yaptırmıştır. Gizemli cinayetlerin kraliçesi, kendi yazdığı romanlardaki gibi zekice bir cinayeti
Cinayet UstasıAndrew Wilson · Altın Kitaplar · 2021109 okunma
Puan vermedi·328 syf.··
2026 4104. kitabı
Alice Feeney yine ters köşeleriyle dolu, okuru son sayfaya kadar diken üstünde tutan bir roman yazmış. Daisy Darker, klasik bir kapalı oda gizemini gotik bir atmosferle birleştirirken, aile sırlarının ne kadar yıkıcı olabileceğini de gözler önüne seriyor. Hikâye, yıllardır birbirinden uzak yaşayan Darker ailesinin, ninenin 80. yaş günü için gelgit adasındaki evlerinde bir araya gelmesiyle başlıyor. Gelgit yükseldiğinde dünyanın geri kalanıyla bağlantılarının kesilmesi zaten başlı başına tedirgin edici bir ortam yaratıyor. Fırtınanın ortasında bir ölüm gerçekleşince gerilim giderek artıyor ve herkes birbirinden şüphelenmeye başlıyor. Kitabın en sevdiğim yanı atmosferi oldu. Deniz Camı adlı ev, yükselen sular, dışarıdaki fırtına ve içeride biriken gerginlik öyle başarılı anlatılmış ki kendimi adada mahsur kalmış gibi hissettim. Her karakterin sakladığı sırların yavaş yavaş ortaya çıkması merak duygusunu sürekli canlı tutuyor. Bir bölüm daha okuyayım derken sayfalar hızla akıp gidiyor. Daisy karakteriyle ilgili ayrıntılar ve aile üyeleri arasındaki kırgınlıklar da hikâyeyi sadece bir cinayet romanı olmaktan çıkarıyor. Aslında kitap, bir ailenin yıllarca görmezden geldiği gerçeklerle yüzleşmesini anlatıyor. "Şeytan aslında görmemiş gibi yapan gözlerdi ve duymamış gibi yapan kulaklardı." cümlesi kitabın ruhunu çok güzel özetliyor. Çünkü burada kötülük yalnızca yapılanlarda değil, sessiz kalınanlarda da gizli. Final kısmına geldiğimde gerçekten şaşırdım. Uzun zamandır bir polisiye beni bu kadar hazırlıksız yakalamamıştı. Geriye dönüp düşündüğümde ipuçlarının aslında gözümün önünde olduğunu fark ettim ama yazar bunları öyle ustaca saklamış ki son ana kadar tabloyu göremedim. Gerilim, gizem ve aile dramını bir arada okumayı sevenler için Daisy Darker kesinlikle tavsiye
Daisy DarkerAlice Feeney · Yabancı Yayınları · 20241,366 okunma
9/10
·176 syf.··
Beğendi
·
2026 70. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 10:25
Eseri meraklısına öneririm. Mikro tarihçilik örneği. 1600'ler, Çin'in o zamanlar için en yoksul, en geri kalmış, üst üste felaketler yaşamış bir şehri, ve o şehrin sosyal yaşantısından bize kalan kayıtların bir derlemesi. Bölüm bölüm farklı hikayeler/vakalar var. Kaynak olarak o zamanın meşhur bir sulh hakiminin güncesi, mahkeme kayıtları ve bir hikayecinin anlatıları kullanılmış. "Wang Hatun" ise, kitabın sonunda yer alan bir cinayet vakası. Toplamda karşınıza toplumsal gerçekçilik çıkıyor. Geri kalmışlık, yoksulluk, cehalet ve yozlaşma varsa aynı trajediler her yerde ve zamanda yaşanabilir. Sebep-sonuç ilişkisi çıkarabilirsiniz. Bir imparatorluk kültürü, merkezi yönetimin nüfuz edemediği çeperlerde idari yetersizlikleri görebilirsiniz. 1600'ler Çin kültüründe toplumun kadın algısını, cinsiyet rollerini, aile ve sosyal yaşam pratiklerini öğrenebilirsiniz. Yasalar, suç ve ceza özdeşliği konuları ilginizi çekebilir. Ben beğenerek okudum. Ginzburg'un Peynir ve Kurtlar kitabını Peynir ve Kurtlar okuyup beğenenler, bu kitabı da sevebilirler. Aralarındaki fark, Peynir ve Kurtların baştan sona bir değirmencinin engizisyonda yargılanması olması, burada ise birden fazla örnek vakaya yer verilmesi. Söz uçar, yazı kalır. Yazılı kültürün kıymetini de anlıyor insan. O son vakada, gariban Wang'ı kim hatırlardı yoksa? Wang Hatunun Ölümü Jonathan D. Spence
Wang Hatunun ÖlümüJonathan D. Spence · Metis Yayıncılık · 200632 okunma
Reklam
Reklam