çeşitleme-3
* Habisin Gücü (1948) - Abraham Polonsky * Kadın Sırrı (1950) - Norman Foster * Kırılma Noktası (1950) - Michael Curtiz * Cinayet Kalkanı (1954)- Edmond O'Brien
Ivan - Zosima Çatışması
İvan rasyonel bir bireycidir. "Ben o çocuğu dövmedim, ben kimseye zulmetmedim. Neden başkasının günahının olduğu bir sistemin faturasını ben ödeyecekmişim? Kendi biletimi alıp bu saçma tiyatrodan çıkıyorum." der. İvan'ın adaleti, sınırları çok net çizilmiş bir Kişisel Ceza Hukuku'dur. Suçun şahsiliği ilkesini savunur. Zosima: "Herkes, herkese karşı, her şeyden sorumludur." Bir yerlerde bir cinayet işleniyorsa, birileri kancıklık yapıyorsa, sen de suçlusun. Çünkü eğer sen yeterince aydınlık olsaydın, etrafına yeterince sevgi ve doğru örnek yayabilseydin, belki o karanlık adam o suçu işlemeyecekti. Senin eksikliğin, onun suçuna zemin hazırladı. Ben burada Zosima gibi düşünüyorum. Olanın olmayana bilenin bilmeyene borcu vardır. Zümer Suresi 9. ayet: Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu? Komşusu açken tok yatan bizden değildir düşüncesi. yani illaki kişi maddi anlamda açlık çekiyor olamaz ki her zaman kimisi özgürlüğe kimisi adalete sevgiye ilgiye anne babaya akla gelebilecek türlü manevi gıdalara da aç olabilir. ve bu konularda tok olanlar, aç olanların taleplerine cevap vermek zorunda. Zosimaya katılıyorum bu noktada. Ivan, olaylara 3. kattan bakıyorsa Zosima 30. kattan bakıyor ve haklı olan da Zosima
Duygu ve Düşünce
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Starets Zosima: Aktif Sevgi ve Sorumluluk Dini
Zosima’nın Tanrı'sı affeden, anlayan ve kucaklayan bir şefkat merkezidir. Zosima için din, köşeye çekilip dua etmek değil; dışarı çıkıp çamura saplanmış birinin elinden tutmaktır. Der ki: "Cehennem nedir? Cehennem, sevememe acısıdır." Ateş veya zebaniler değil, insanın diğer insanlarla bağının kopmasıdır cehennem. Ferapont bedene düşmanken, Zosima dünyayı kutsar. Toprağı öper. Alyoşa'ya "Git evlen, mutlu ol, hayatın tadını çıkar" der. Ona göre sevinç ve neşe günah değil, ilahi bir lütuftur. "Herkes herkese karşı, her şeyden sorumludur." Bir yerde bir çocuk ağlıyorsa, bir kadın kancıklık yapıyorsa, bir adam cinayet işliyorsa; ben de o toplumun bir parçası olarak bu suçtan payıma düşeni almalıyım. Suçu ötekinin üstüne atıp kendini temize çekmeyi (Ferapont'un yaptığı gibi) reddeder.
Duygu ve Düşünce
ŞEYTAN DA UKALÂLARI SEVER...
İzleyenler anımsayacaktır. "Gerçek bir hikâyeden esinlenilmiş" Sonsuzluk Teorisi filminde şöyle bir diyalog vardı: Hindistanlı dâhi matematikçi Srinivasa Ramanujan öğretmeni Prof. Hardy'e soruyordu: "Hava güneşliyken neden şemsiye taşıyorsunuz?" Öğretmeninin cevabı şöyleydi: "Yağmur yağmasın diye. Ben şemsiye taşırsam yağmur yağmaz. Çünkü ateistim." Srinivasa hocasına şu şekilde karşılık veriyordu: "Hayır efendim, tanrıya inanıyorsunuz, ama sizi sevmediğini düşünüyorsunuz." Bizim öğrenci tabii ki bu atışmada "inançlı" olan kesimi temsil ediyor. Ah, sakın, bilim meraklıları "kendince dindar" bu çocuğu hor görmesin. Zira onun 1900'lerin başlarında defterine not aldığı formüller bugün karadeliklerin matematiğini anlamak için kullanılıyormuş. Bazen ben de ateistlerle tartışırken Srinivasa'nın yaşadığı duygu duruma benzer şeyler yaşıyorum. Meselâ geçenlerde bir tanesi şöyle yazdı: "Allah bana mı sordu yaratırken?" Şaşırdım. Bakınız, inançlı bir kimsenin böyle sorması bir derece anlaşılır bir şeydir, çünkü yaradana imânı vardır. İnandığı yaratıcının kendisini niye yarattığını sorgulamaktadır. Buna cevap verilebilir. Mümkündür. Ancak ateist olması hasebiyle zaten yaratıcıya inanmayan birisinin sıkıştığı yerde böyle isyanlara sapmasına gülerim. "O bir inançsız değil!" derim. "O bir küskündür." Bu aşamadan sonra mevzu artık bir "varlık-yokluk" tartışması olmaktan uzaklaşır bence. Konuşulması gereken şimdi Tevhiddir. Çünkü muhatabınız "Allah" demektedir. "La ilâhe"de sıkıntı vardır. __"La ilâhe"deki sıkıntı olduğunu nereden çıkardın a çocuk?" derseniz ona da cevabım şu: Eğer bu arkadaşlar Allah'tan başka ilahın olmadığına sahiden inansalardı o zaman kendilerini de "ikinci bir ilah" konumuna yükseltmezlerdi. Niyazdan öfkeye sapmazlardı. Ne
Tefekkürât
Kürtaja cinayet diyen aptallara söyleyecek tek bir sözüm var. Cinayet diyorsunuz ama yasal cinayet mi olur? Bir şey yasal bir hak bir çok ülkede varsa o şey nasıl cinayet olur? Yani hastaneler insan öldürme merkezi mi size göre? Farz edelim ki gerçekten insan öldürmek ama beden kadının. İçinde taşımak istemeyen kadın. %100 bir doğum kontrolü yoktur veya bu hayatta bilinçsiz insanlar var. Ya da en kötü ihtimalle tecavüze uğrayan insan var. Eşinin zoruyla çocuk yapmak zorunda kalan kadın var. Riskli ve annenin ölebileceği sağlık sorunları olan tehlikeli hamilelikler var. Bu kadınlar kendi bedenleri üzerinde neden kendileri söz sahibi olamıyorlar?
1000Kitap
Sana müslüman olmaya başladığını söyleyebilirim; günahkâra öfke yerine merhametle bakabildiğin zaman. Sana müslüman olduğunu söylerim; günahkâr ve kusurlunun günahı ve kusuru sana karşı olduğu zaman da ona öfke yerine merhametle, acımayla bakabildiğin gün. Gafiller bir cinayet hadisesinin karşısında ölene acır. Âkil ve ârif olanlar öldürene acır. Ölenin kaybı dünyevi, öldürenin kaybı uhrevidir. Asıl ziyanda olan kâtildir. Hangi akıllı adam kâtile acımayı akıl edebiliyor?