"Zavallıcık iç çeketdi
Altında incir ağacının,
Şarkısını söyle yeşil söğüdün:
Eli göğsünde, başı dizindeydi,
Şarkısını söyle söğüdün, söğüdün, söğüdün.
Yanında taze dereler akardı,onun iniltisini mırıldanırlardı,
Şarkısını söyle söğüdün, söğüdün, söğüdün.
Taşları bile yumuşatırdı,
Kuşku uyandıran bir düşünce tatsız gelmez önce.
Ama aslında zehirlidir, insanın kanına bir girdi mi
Yanıp tutuşur kükürt ocağı gibi.
(othello girer)
Demedim mi?
Bundan sonra ne haşhaş, ne adamotu,
Ne de dünyanın uyku veren şurupları iyi eder seni,
Getiremezsin artık dün senin olan o tatlı uykuyu.
Neden bunları söylüyorsun, neden?
Ömrümü kıskançlıkla geçiririm,
Ayın değişimlerini taze kuşkularla izlerim,
Diye mi düşünüyorsun yoksa?
Hayır, bir kez fırsat verdim mi kuşkuya
Karara da vardın demektir.
Senin gibi bayağı ve pis tahminlerle
Yürütemem gönlümün işlerini.
Karım güzel, kendine bakıyor, dostluktan hoşlanıyor,
Herkesle görüşüyor, güzel şarkı söylüyor,
Çalıp oynuyor diyecekler korkusuyla
Kıskançlığa yer veremem.
Bunlar yeni değerler kaatar değerli insana.
En ufak bir korkum, bir kuşkum yok
Karım aldatır diye beni noksanlarım yüzünden.
Gözleri görüyordu beni seçerken.
Hayır Iago, kuşkulanmam için gözlerimle görmem gerek,
Kuşkulanırsam kanıtlanması gerek,
Kanıtlanırsa eğer, yapılacak tek şey var:
Aşkı da, kıskançlığı da o anda yok etmek.