devamlı akan su durduğunda serinliği özlenir, yanan ışık söndüğünde aydınlık özlenir ve insan karısını kaybettiğinde de onu ne kadar çok sevdiğini anlar. anlayabilmek için en kötüsünün başa gelmesini beklemek ne acı. neden mutluluğu, ancak çekip giderken çıkardığı sesle tanıyabiliyoruz?
gittiğinden beri yedi milyon kırk sekiz bin sekiz yüze kadar saydım. bu kadar zamanda saklanabilmiş olmalısın. her tarafı arıyorum. bulamıyorum, ümidimi kaybediyorum. saklambaç oynamak çok uzun sürüyor. tamam, hadi, kazandın, çık artık saklandığın yerden. artık oynamak istemiyorum. çık neredeysen, kazandın. çık ne olur, kaybettim, her şeyi kaybettim.
sanki biraz da bile bile ikide bir kaybettiğin gözlüğünü buldum.
takmayı sevmezsin, muhtemelen hâlâ genç olduğuna inanılsın istiyordun.
gözlüğünü aldım ve taktım, ne gördüğünü anlamak istedim. ve dünyaya senin açından baktım.
senin gözlüğünden hakikat daha az düşmanca, dünya daha pembe, daha tatlı, insanlar gülümsüyor.
gözlüğü saklasam mı diye düşünüyorum.
burada, aşağıda herkesin seni ne kadar çok sevdiğini görmeliydin. o kadar çok kişi ağladı ki. ben ağlamadım. bilmiyorum. sadece küçük mutsuzluklar için ağlıyorum, büyüklere ağlamıyorum. ve sanırım gözyaşım kalmadı. küçükken hava ne zaman soğuk olsa ağlardım. gözyaşı kaynaklarımı kurutmuş olmalıyım.