yeryüzü ona her zaman konuksever davranmamıştı. gökyüzünü evinin tavanlarına tercih ediyordu. küçücük bir evde çok büyük hayallerle yaşıyordu. kendini avutmak, içinde kaybolmak için göğe ihtiyacı vardı. bu tumer'in, constable'in, monet'nin göğüydü ama çoğu zaman caspar david friedrich'in fırtınalı gökleriydi.
köpeğim öldükten sonra yaptığım tek şey, odamda tek başıma oturup kitap okumak oldu. kitaplardaki dünyanın etrafımdaki yaşamdan daha canlı olduğunu hissediyordum. orada hiç görmediğim bir manzara genişleyip uzuyordu.
yine de sıradan bir genelleme yapacak olursam, mükemmel olmayan yaşamlarımızda boşa harcanmış zamanların da yeri önemli değil midir? eğer bu mükemmel olmayan yaşamlarımızdan tüm bu boşa harcanmışlıkları çıkaracak olursak, yaşamlarımız mükemmel olmama özelliğini bile yitiriverir.