Gittiği üniversitenin tamamında aynı çirkinliğin kokusu vardı. Dershanede, ders kitabında, her yerdeydi.Kendisinde de vardı, nasıl ya da neden olduğunu bilmiyordu.Aklın kendisiydi çirkin olan ve bundan kurtulmanın olanağı yok gibiydi.
Akılcılığın romantiklerce kınanmasının kaynağı biraz da akılcılığın, insanı ilkel koşullardan kurtarmada çok etkili olmasından kaynaklanmaktadır.Akılcılık, uygar insana özgü öyle güçlü, her şeye öylesine baskın çıkan bir etkendir ki öteki tüm şeyleri gölgede bırakmış ve sonunda insanın kendisine de egemen olmuştur.Sorunların kaynağı da budur.
Zaman zaman, gerçekte ilerleme olmadığı savunulur; kitle savaşlarıyla çok sayıda insanı öldüren, karaları ve okyanusları daha çok atıkla kirleten, zorlama mekanik bir varoluşa tabi kılarak insanların değerini yok eden bir uygarlığın, yalnızca avcılık, toplayıcılık ve tarımın var olduğu tarih öncesi çağlara göre ilerleme sayılabilmesi çok zordur denir.Ama bu düşünce, romantik bir çekiciliği olmasına karşın yararsızdır.İlkel kabileler bugünün modern toplumuna göre insana çok daha az bireysel özgürlük tanımıştır.Antik dönemlerdeki savaşların, modernlerine göre çok daha az ahlaki gerekçesi vardı. Atık üreten bir teknoloji bunları doğaya zarar vermeden atmanın yollarını da bulabilir ve buluyor. Ve okul kitaplarında ilkel insanı gösteren resimler bazen onun ilkel yaşamının kötü yanlarını göstermez -acı,hastalık,kıtlık, yalnızca sağ kalabilmek için harcanması gereken ağır emek-. Salt hayatta kalabilmek için uğraşma tasasından bugünkü modern yaşama geliş, ilerlemeden başka bir şeyle tanımlanamaz ve bu ilerlemenin tek nedeni de çok açıkça aklın kendisidir.
Bilim, bilimsel yöntemi irdelemeye kalkarsa, bir kısır döngüye düşer ki bu da yanıtlarının geçerliliğini ortadan kaldırır.Onun sormuş olduğu sorular bilimin düzeyinden yüksekti. Phaedrus felsefede onu ilk olarak bilime götürmüş olan sorularının doğal devamını buldu. Tüm bunların anlamı nedir? Tüm bunların amacı nedir?