Gözlerime alacakaranlık çökerken, etrafımdaki dünya ve gökyüzü bir sevgilinin sureti gibi ruhumda yerini almışken -çoğunlukla özlem içindeyim ve şöyle düşünüyorum: Ah keşke bunları yine resmedebilsen, ruhun nasıl sonsuz Tanrı’nın aynası ise, ruhuna ayna tutacak kadar dolu ve sıcak bir biçimde içinde var olan şeyin soluğunu kağıda üfleyebilsen! Ama bu beni mahvediyor, bu görüntülerin muhteşemliğinin gücü altında eziliyorum.
“He could never, poor fellow, have seen a bunch of flowers shining with their own inner light and all but quivering under the pressure of the significance with which they were charged.”..was nothing more, and nothing less, than what they were.
Kollarım, gençliğim, hayat ve dünyaya karşı duyduğum sevgi beni karanlıkta gözleyen milyonlarca göze hiçbir şey ifade etmezdi: Beni yakalayıp mahkûm edebilir ve güzel hayatımı bir çırpıda yıkabilir, beni bir lânetli yapıp belki de cinayete kadar sürükleyebilirdi.