Oysa diyecektim ki sana: o akşam var ya Cihan, hani fakültenin arkasındaki esnaf lokantasında hesabı ödemeye paramızın yetmeyeceğini fark edince, ödemişiz gibi yaparak usulca sıvıştığımız akşam. İhtiyar garson arkamızdan geliyor zannederek fakültenin duvarı boyunca, nefes nefese deli gibi koşmuştuk, sonra duvarın dibinde buluşup birbirimize sarılmıştık. Sokakta çıt çıkmıyordu. Korkudan ölüyorduk. Bana sarıldığında kalbinin güm güm attığını duymuştum.
İşte o akşam aşka çok yaklaşmıştık. Bana biraz daha uzun sarılsaydın; ahşap evlerin loş ışıklı pencerelerinden, sokak lambasının ışığında büyüyen gölgelerden çekinmeyip beni öpseydin; aşkı ertelemeseydin, belki de beni kurtarmış olacaktın. Gözün iki büklüm evlerin pencerelerine takılınca hemen uzaklaştın benden. 'Rezil olduk lokantacıya' dedin. Çok önemliydi sanki yediğimiz iki kap yemeğin parası. Ertesi gün gider verirdik.
Hani çok sevilen bir erkek arkadaş olur hayatta; arada aşkı andıran bir şeyler de vardır, sonra ayrı düşülür, insan hatırlayıp özler; öyle bir duygu sardı içimi sabah sabah; birden Cihan'ı özledim.