iclal

ne görüyorsun. diye sordu, kendini yavaşça geri çekerek. yanıt vermeden önce ondan uzaklaşıp birkaç saniye gözlerine baktım. ne mi görüyorum. hiç. kesinlikle hiç. gözlerine bakmak karanlık bir aynaya bakmaktan farksız. tedirgin oldun. nedir benim hakkımda söylediklerin korkutuyor. sana hiçbir yararım dokunamaz yani, öyle mi bir anlamda yararın dokundu. her zaman yararın dokunur, dolaylı yoldan.
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
ıssız bir yere gitmesi ve kendiyle boğuşup hesaplaştıktan sonra dönüp kendine bir havari bulması gerekir. bu havari niteliksiz olsa da fark etmez, yeter ki koşulsuz inanan biri olsun.
böyle günlerde yanınızda eşlikçilerin en iyisi vardır - kaza ya da ölüm halinde resmi sicilde teşhis edilebilecek bir adı olan o mütevazı ve alabildiğine ezik alelade benliğiniz. fakat gerçek benlik, koşumları eline geçirmiş benlik bir yabancıdır neredeyse.
beni arada sırada eğlenceli kılan da buydu. kaşıntı.
bir bakireyi korumanın bedeli bir fahişeyse demek ki bir daha asla bakireler olmayacağız. asla ve asla iffetli davranmayacağız.