Yaşlı adam neredeyse yüz yıl boyunca yürümüştü.Yol boyunca çocukluğunu,gençliğini ,binlerce zevki ve acıyı ,binlerce umudu ve yorgunlu yaşamıştı.
Hafızası ;gördüğü kadınlar, çocuklar ,ülkeler ,güneşlerle doluydu.Hepsini çok sevmişti .
Bütün bunlar artık çok gerideydi; çok uzakta kalmış ,silinmeye yüz tutmuştu. Hiçbiri ,onun ulaştığı dünyanın ucuna kadar gelmemişti.
Artık okyanusun karşısında yapayalnızdı.Dalgaların kıyısına vardığında durup ardına baktı.
Sonsuzca uzayıp giden sesin içinde kaybolan kumun üzerinde ayak izlerini gördü.Her biri uzun yaşamın bir gününe denk geliyordu.Hepsini hatırladı ;tökezlemelerini , zorlu zamanları dolanbaçları, mutlu yürüyüşleri acı çektiği günlerin ağır adımlarını. Her birini düşünüp kat ettiği yola gülümseyerek baktı.
Tam ayaklarını Islatan karanlık suya girmek üzere arkasını döndüğü esnada bir an duraksadı.Adımlarının yanında tuhaf bir şeyin varlığını görür gibi olmuştu. Dönüp yeniden baktı. Aslında bütün bu yolu tek başına yürümemişti. Adımlarının yanında başkasına ait adımlar vardı. Buna şaşırdı.Yol boyu yanında kendisini bunca yakın mı bunca saat yürüyen birini hatırlamıyordu. Ona bunun kim olabileceğini sordu.
Yüzü olmayan ancak tanıdık bir ses cevap verdi:
‘ Benim.’
İlahını Tanrı olarak adlandırılan ,kendisine hayat vermiş olan insan soyunun yaratıcısını tanıdı.Bu ilahın ,insan doğduğu an ,onu asla terk etmeyeceğini söz vermiş olduğunu hatırladı. İçini çok yeni ama çok tanıdık bir sevinç kapladı.Çocukluğundan beri böyle bir sevinç yaşamamıştı. Tekrar dönüp baktığında Ayak izlerinin bazı günler belirgin bir şekilde birbirine yakın ve paralel olarak uzayıp gittiğini gördü. Bazı günler sağ tek bir ayak izi vardı. O günleri hatırladı. Nasıl unutabilirdi ki ?Bunlar yaşamının en kötü, en umutsuz günleriydi.
Ne dünya üzerinde ne