O fakihler İmam Malik'in hüküm ve fetvalarına, Allah'ın sünneti olan Kur'an'dan ve Peygamberin sünnetinden daha fazla başvurur hale gelince ve İslam'ın evrensel niteliğini karartan yabancı bir geleneği dayatmak için yabancı ordulara çağrı yapacak kadar ileri gidince, İslamı köhneleşmeye ve gerilemeye mahkum ettiler, dolayısıyla da İslam'ın düşmanlarına bekledikleri o fırsatları altın tepsilerle sunmuş oldular.
Biz kurtuba'dan, camisinden ve Endülüs islam'ından söz ederken niyetimiz anlı şanlı bir ölüye bir türbe dikmek değil... Aksine Aşkın kılavuzluk ettiği o Ellerden nöbeti devralmak.
Yahudi veya Hristiyan toplulukların kitleler halinde İslam'a geçmeleri için zorlamaya ihtiyaç yoktu. Onlar dinlerinden dönme duygusundan ziyade İslam'da Kendi gerçek dinlerini bulduklarına inanarak bu dine giriyorlardı. Tarık Bin ziyad'ın bir avuç askerinin karaya çıkışından 3 çeyrek asır sonra bütün İspanya topraklarında milyonlarca müminin namaz kılmasına imkan verecek büyük camilerin inşasının nasıl gerekli ve mümkün hale geldiğini İşte bu derin ama özü itibariyle barışçı değişim yeterince izah eder.
Bir asırlık bir sürenin sonunda durum değişir. Iki halk arasında mecburen bir kaynaşma gerçekleşir. Çünkü Endülüs'e yerleşenler ülkenin kadınları ile evlenmişlerdi. Birkaç 10 yıl geçer geçmez hemen hemen hepsinin Latin asıllı ya bir Annesi vardı ya da bir karısı. Üstelik ortam da istikrara kavuşmuştu, artık sahillere gelen ve yavaş yavaş ülkenin içlerine nüfuz edenler sadece tüccarlar değildi, sanatçılar ve Yazarlar da geliyorlardı.
O zamanlar batınınkinden hayli ilerde olan Bağdat'ın bütün o kültür havasını da getirir, o kibar hayat tarzının taklidi dayanılmaz bir cazibe kazanır. Doğu'nun kitapları batıya sel gibi akar.