Didier Nourrisson’ın Sigaranın Kültürel Tarihi, aslında kamu spotu gibi duran bir sosyal kültür/sanat kitabı. İçeriğini inceleyip ve sigaranın sanat tarihinde konumunu da bolca ele aldığını görünce almıştım. Sigaranın ne kadar zararlı ve nelere yol açtığını toplumsal yaşamımızda farkındayız zaten, o yüzden size bildiklerinizi değil, bilmediklerinizi yazmam mantıklı, faydalı geliyor. Sigaranın, ilk olarak 1492’de Kristof Colomb ve kendisi kadar işe yaramaz tayfasıyla Hindistan sandığı Amerikan yerlilerin ağzında görünce, “günlüğünde yerliler ağızlarında yanmış çubuk taşıyor,” şeklinde yazacaktı. Bunu devam ettirecek olan Hernan Cortes ise, Meksika’da Küba adasını 1519’da işgal etmiş ve hemen hemen aynı şeyleri yazacaktı. Sigaranın sigara olarak ortaya ilk çıkışı ve ismini de İspanya’da alacaktı.
Sigaranın karikatürist afişlerine geçişi ve ressamların tuvallerinde yer edinmesi ünlü çizer Paul Gavarin’le ortaya çıkmıştır. 1794’te Buhar Makinesini icat eden James Watt’ın yaşadığı dönem, aynı zamanda sigaranın toplumsal yaşama yavaş yavaş alışkanlığının simgesidir. Dumanın hakimiyet yılları 18. Yüzyılda, makine icatlarından sonra sigara içicilerin manzaraları ressamların fırçalarına konu olmuştur. Monet’nin ölümsüzleştirdiği Saint-Lazare Garı’nın tablosu (The Gare-Saint Lazare), Caillebotte’un beyazlar ve yağmur damlarıyla kaplı meydan resimleri (Rain Day, Paris), Manet’nin şeker beyazına çalan hafif bulanık ve flu efektli beyaz elbiselerine (Kırda Öğle Yemeği), yine Monet’nin birçok kez çizerek serileştirdiği Nilüferler ve Van Gogh’un köy yaşamına sinen is kokusu ve izleri...
Edebiyat alınında ise, kadının sigara içerek, toplumsal yaşamdaki hakkının erkekle denk sayılabileceği düşüncesi yer alıyordu. Sigara imgesi, kız erkekler kavramını doğurmuştu. Bunların öncülerinde