• "Ne bileyim işte...
    Parayı vermeyen çocuklar da düdüğü çalabilsinler..."
    |Vahap Osmanlı
  • Neden yakışıklı çocuklar sigarayı iyi bir şeymiş gibi gösterirler ki?
  • Gözümün önünde, saç üzerinde yufka pişirilen bir ocak ve bekleşen yalınayak çocuklar canlandı.
  • Erken uyuyorsun biliyorum. Bugün geç kaldım biraz annem kusuruma bakma lütfen. Çamaşır sırasında beklemek zorunda kaldım.

    "Nasılsın," dedim, "ne yapıyorsun?"

    "Çok yorgunum kızım, bugün çok yoruldum." diyorsun kısık ve yorgun sesinle.

    Telefonun ucundan hissettim o yorgunluğu, ığıl ığıl aktı ya içime. Ah be annem sen ne zaman yorgun olmuyorsun ki?

    "Ne yaptın da bu kadar yoruldun gene?"

    "Ekmek pişirdim; önce bizim için sonra da yengene yardım ettim, o da tek başınaydı."

    Biz ekmeğimizi kendimiz pişiririz nadiren alırız bakkaldan, marketten. Ben evdeyken yardım ederdim de şimdi tek başına hep. Keşke bir kız kardeşim olsaydı, o yardım ederdi.

    "Neden aynı günde pişiriyorsunuz anne, çok yoruluyorsun sonra hep. Biliyorum çocuklar da yoruyor zaten."

    "Haklısın kızım, ama işte. Başımın ağrısı geçmedi bir türlü, dumandan dolayı hep. Dışarı çıkayım dedim, midem bulandı çok kötü oldum da şimdi iyiyim merak etme. Babana söyledim kötü olmaya devam edersem hastaneye götür diye de bir şey demeyip çıktı dışarı. Ondan sonra aradı bir kez. Mutlu oldum, nasıl olduğumu sorup hastaneye götürmek isteyecek diye. Kardeşini sordu, evde miymiş diye aramış. Beni düşündüğünü sanmıştım. Hastaneye götürmese de olur ama sorsaydı mutlu olurdum ben, umursuyor diye düşünürdüm. Hastaneye götürmese de olurdu."

    İçim acıyor, içim acıyor da sana söyleyemiyorum anne. Sen daha fazla üzülme diye, bir de beni düşünüp dert etme diye.

    "Ah annecim," dedim "babam hep böyleydi."

    Hatırlıyor musun, hasta olmuştum bir keresinde. Sana nazlanıyordum kendimce. 'Hepiniz Allah'ın arşı altındasınız, bir yerleriniz tabii ki ağrıyıp acıyacak. Gün gelecek öleceksiniz de.' demişti. Ben biliyordum bunları anne ama neden bir çift güzel lafı esirgiyor ki? Neden başımı okşamasının bana deva olacağını bilmiyor? Onu suçlamak istemiyorum anne, babasından gördü o da bunları. Doğrusunun bu olduğunu düşünüyor. Suçladıkça daha da kötü oluyor her şey çünkü, içinden çıkamıyorum.

    Sen bunları bana pek anlatmıyorsun biliyorum, anlatırken sesin titredi bugün bak. Ben de anlatamıyorum ki bazı şeyleri sana. İçinde ve içimde biriken o kadar çok şey var ki. Anlatabilsem hepsini anlatır sonunda da ağlarım ama olmuyor. Ben utanıyorum ve biliyorum sen de çekiniyorsun benden. Onun ördüğü o duvar bizim de aramıza giriyor anne, anlatıp ağlayamıyorum dizinde. Sarılamıyorum sana dilediğimce, sana son sarılışımda hemen ayrılmıştın benden. Ağlamanı görmemem içindi biliyorum. Ama görmüştüm, yol boyunca da ağlamıştım. Çünkü tek başımaydım, babam vardı yanımda ama tek başımaydım.


    Söyleyecek çok şeyim var, söyleyecek çok şeyin var ama biz daha çok susuyoruz. Sen de bazı kadınlar gibi çok sevilseydin ne kadar mutlu olurdum anne bir bilsen. Sana belki söyleyemiyorum ama hissediyorsundur değil mi? Ben seni çok seviyorum anne, hem de sözcüklerle ifade edemeyeceğim kadar çok.

    Keşke bir kız kardeşim olsaydı demiştim ya, sen de çok istiyordun değil mi? Hep bir kızın daha olsun isterdin. Şimdi düşünüyorum da iyi ki yok anne. Ve olmaması daha iyi. Olsaydı eğer o da benim hissettiklerimi hissedecekti, her kız çocuğu hisseder bunları. Ve bunlar hiçbir kız çocuğunun hissetmesini istemediğim şeyler. İyi ki yok.

    09.12.2018

    Dinlerken neden bilmiyorum aklıma hep sen geliyorsun anne. Aşıkların şarkısı biliyorum ama bugün bizim olsun.

    https://youtu.be/SLIVLBVSnHM
  • Aslında bu kitabın incelenmesini yazmak için çook da geç kaldım.Ama bir yerden de başlamak gerekiyor.Okuduktan hemen sonra yazsam daha da güzel olurdu.
    Serenad...Kitabın ismini duyup içeriğiyle ilgili pek de bilgi sahibi olmayanlar için,kitabın ismi çok da bir anlam ifade etmiyor.Kitabın son sayfalarına bu ismin ifade ettiği anlamını daha çok anlıyorsunuz. Kitaba böyle bir isim koymak bence çok güzel olmuş.
    Bazı fikirlerimi bana daha çok hatırlatıp pekiştirmek için çok yerinde bir tercih oldu bu kitabı okumak.İyi ki de ertelememiş.Hemen okuyup hafızamın bir yerine kaydetmişim bu eseri.
    Farkında olmadan çevremizdeki ırkçı ifadelere karşı duyarlı davranmadığımızı, umursamadığımızı ben bu kitapta fark ettim.Ve aynı zamanda bu kitapla birlikte Hitler'in Kavgam'ını da okuyordum ben.Çocukluğumuzdan beri ne kadar ırkçı,kinci ve özellikle ön yargılı ifadelere maruz kaldığımızı,maalesef ki bunların da normalleşmiş olduğunu üzülerek bu son yılda farkına vardım.Ve hayatıma ekleyeceğim noktalardan birisi de bu.Bu ırkçılık konusuna daha duyarlı davranacağım,insanlara bunu anlatmakla da uğraşacağım.Tabii bu gibi şeylerin sonucunda, sonumuz; enternasyonel, muhalif ilan etmek oluyor.İnsanlar vicdanını dinlemiyor dünyada.
    Ben inanan bir insanın inandıklarını öne sürerek ırkçılığa bürünüp çeşitli kalıplar uydurmasını da hiç anlamıyorum.Hangi ırktan olacağımızı,hangi coğrafyadan dünyaya bakacağımızı biz belirlemiyoruz.Kur'an,Yahudiler'den bahseden bazı ayetler de bence yanlış yorumlanıyor.Bir Tanrı'nın kendi yaratmış olduğu bir halkla-- ki hepimiz Adem'den geliyoruz-- ayrımcı bir ifade kullandığını düşünmüyorum. İbni Haldun'un söylemiş olduğu gibi ''Coğrafya kaderdir.'' Bu çok sevdiğim, kendime sürekli tekrarladığım bu sözü, Livaneli'nin kitabında yer vermesi beni çok mutlu etti.
    Dünyayı sarıp geçmiş ırkçılığın önüne geçmek sanırsam çok zor.
    Bu kitabı bir arkadaşla aynı zamanda okuyorduk ama tamamen farklı bakış açılarıyla.Onun ilk okuduğu Livaneli kitabıymış benimse altıncı. Ona göre; Livaneli bu kitapta ''rengini belli etmiş'', bana göre ise toplumun yarası olan,toplumla ilgili olan konulardan bahsetmiş,diğer kitaplarında olduğu gibi.
    (Ha bu arada bu arkadaş bir yazar,şu anda kitap yazmak çok kolay olduğu için herkes kitap yazıyor.Şu Wattpad'deki genç yazarlardan.Parola yayınlarından çıkmış bir kitaba sahip,hatta bu sitede de ekli bu kitap.----Bunu buraya sonradan ekliyorum,aklıma gelmişken-----)
    ''Rengini belli etmek'' ben bu ifadeyi benimsemediğim yazarlar için mesela Mustafa Armağan için bile kullanmadım.İnsanın fikrini ifade etmesi neden rengini belli etme oluyor? Bu taraflılık neden? Bir insan--- sadece haksızlığa uğramış bir insan --- kim olursa olsun,isterse suçlu biri olsun, haksızlığa uğradığı bir konu olduğu zaman,teferruatlar bu kadar önemli mi? İşte bu esnada Livaneli cevap veriyor bize:
    '' -Aramızdaki temel fark ne biliyor musun? Sen insanlara baktığın zaman üniformalar,bayrak ve din görüyorsun.
    - Peki, sen ne görüyorsun bakalım?
    - İnsan sadece insan. Seven, acı çeken, acıkan,üşüyen, korkan bir insan.
    Livaneli, bu kitapta ön yargılardan bahsediyor.Demek ki vicdan bağlı olunca sözler tesirli olmuyor.
    Neyse kitaba dönelim; kitap, birbirinden farkı 3 kadından bahsetse de aynı duyguda buluşuyor.Üçünün de hayatlarının mahvolmasına sebep olmuş aynı duygu: İKTİDAR HIRSI...
    Ve bunu da oluşturan benlik...
    .Bu kadınların hepsi farklı din ve dillerden.Ama ne çok ortak yanları var. Kitapta bize hatırlatılan,benim gibi bazılarının da yeni duyduğu yaşanıp unutulan olaylardan,unutan 750 insandan,unutan 6 milyon kişiden bahsediyor: Struma,Kırım Türkleri ve Hitler'in yaptığı katliam.
    Devletlerin hepsinin çıkarları için masum insanların ölümüne imza attıklarını ortaya koyuyor. Livaneli,şu sözcüklerle isyanın belli ediyor:
    ''Diyorum ki,savaş kararı alacak olan liderin,mesela George Bush'un,bu kararı almak için bir çocuğu elleriyle öldürmesi şartı konsa.Nasıl olsa binlerce çocuğun idam kararını imzalıyor,bunu yapmak için tek bir çocuğun canını alması gerekse.İyi olmaz mı? Çünkü kendileri sıcak ofislerinde bir imza atıyor,bir damla kan bile görmeden yaşıyorlar.Ama bombardımanlarda yüz binlerce kadın ve çocuk ölüyor.Başkanın suçu yok,emir kulu pilotun suçu yok,o zaman suç kimde abi? Bu insanları basılan bir düğme mi öldürüyor? ''
    Çocuklar ölmesin diyoruz,pardon; bu söz bile Türkiye'de ve aynı zamanda dünyanın bazı yerlerinde suç ve terörizm olarak algılanıyor.
    Ben savaşın hiçbir durumda mübah olduğunu düşünmüyorum.İsterse bütün dünya savaş çığırtkanlığı yapsın,ben tek kalayım.Sadece istediğimiz şey;insanların katledilmemesi...

    Kitapta sözü edilen diğer olaylardan biri; Atatürk döneminde Türkiye'ye gelen yabancı akademisyenler...Ve Aynştayn'ın Atatürk'e yazdığı o meşhur mektup.Sürekli haber başlıklarında denk gelip bir türlü ayrıntısına bakamamıştım.Bu kitapta tekrardan karşıma çıktı,çok da iyi bir şekilde. Hitler olmasaydı bu profesörlerin Türkiye'ye gelmesinin zor olacağından bahsediyor kitap.
    Son olarak şunu diyorum:
    Okuyun ve siz de gerçekleri unutmayın hiçbir zaman,unutulanları da anın.
  • Belki de bazılarınız azize kılığına girmiş bir fahişeye kutsal sözcüklerle boyun eğecek.
  • Ölümden acısı var mi?
    Ölüresem 'külümden çocuklar yaratır mi tanrı?
    Yanar mi bedenim toprağa
    Yaprak düştügünde ağac ağlar mi?
    Yeyüzü arınmadı bak hala acıdan.
    Gökyüzünde sönüyor yıldızlar.
    Gözlerin cok uzak ülkelerin güneşi.
    Kalbimde bir ateş yanıyor hala.
    Kinimden ayrılıp kendimi sende buluyorum.