Geri Bildirim
  • İnsanlar benlik duygusunu yitirirlerse nasıl davranırlar diye merak etmemize gerek kalmadı. Şimdi karşımızda harflerle mücadeleyi bırakmış, kitaptan çoktan vazgeçtim, bir cümleyi ya da paragrafı bitiremeyen bir gençler kuşağı var. Kitabı terk etmiş durumdalar, hatta açıkça kitabı hor gördüklerini belli ediyorlar. Okuma yazmanın gücüne ve etkinliğine, yararına inanmaktan vazgeçmişler. Okuma yazma öncesi dönemde bulunanların avantajlarına da sahip değiller üstelik; sözelliğin verdiği içgücüne hiç kavuşamamışlar. Standart kategorilerin hiçbirine uymuyorlar. Bu insanlardan söz ederken post-cehalet gibi yeni bir terim bulmak gerekiyor. On yıl önce aklımıza bile gelmeyecek bir şeyden bahsediyorum: Bu, hem sözlü hem de yazılı dili elinden alınmış bir kuşak. Dersliklerdeki ve sokaklardaki bu yeni tür cehalet düşünebileceğimiz en korkunç trajedide, yani Amerikan gençliğinin manevi çöküşünde patlak veriyor. Bu çocuklar en temel düzeyde insan olmanın anlamını değiştirdiler. Okuma yazmadan yola çıkarak kendilerine bir benlik duygusu yaratmakta başarısız oldukları gibi sözelliğin birikiminden de yararlanamıyorlar. Deneyimin üstesinden gelemiyorlar. Sonuçta, okuryazarlıktan kopmuş, okuldan soğumuş bir şekilde bütün zamanlarını alışveriş merkezlerinde oyalanarak ya da çetelere katılarak heyecan ve hareket peşinde geçiriyorlar.
  • Çocuklar nasıl bıçaklarıyla oynarlarsa, kadınlar da öyle güzellikleriyle oynarlar ve kendi kendilerini yaralarlar.
    Victor Hugo
    Sayfa 1011 - İletişim
  • İnsanlığını kaybediyor, orta doğu,
    Susan bu vahşi zulme ortak olur.
    Şerefiyle ölmemek korkmak olur,
    Onuruyla ölür ana, korkma doğur!

    Doğur, anlasın bu zalim ordusu;
    Ölüm, yalnızca onların korkusu!
    Bizde kadere iman sorgusuz,
    Anlasın; mümin yolun yolcusu!

    Damarda durmaz kan, varsa akacağı.
    Gerekirse taş atan tanklar yapacağız,
    Kudüs olacak bir gün pencerende manzaran,
    Biz yüzünü, sen Kudüs'ü göreceksin HANZALA..!

    Şerefli duruşun, bu zulmü önleyecek,
    Acep dünya bunu nasıl görmeyecek?
    Artık tek bir umut dahi ölmeyecek,
    Çocuklar yaşama sırtını dönmeyecek.

    Sırtını dönmeni bekliyor zalimler,
    Çünkü kuvvetin besbelli halinden.
    Korkar yüzüne bakmaya HAİNLER,
    Yetersin dünyaya bu halinle!

    Dünyanın el uzatmaya yok mecali,
    Çünkü onlarda bu pis kumpasa dahil.
    İnsanı değil, insanlığı vuruyor zalim;
    İsrail içimdeki çocuğu öldürmese bari.


    Şimdilik gökyüzünde yıldızlar sönük,
    Öyle ışıldayacak ki şaşırtacak körü;
    Ölüm, sizi bulacak dönüp..
    ALLAH'I göremiyorsanız, O'na olan sevgimizi görün.

    İman, fakir dünyamda, göğsümdeki gömü.
    Şimdilik, güzel günler görene kadar körüm.
    Ey zalim, ölene kadar sömür..
    Ey mazlum, HÜR yaşa; ölene kadar ömür.

    Biz gelene kadar zalimlere direnin,
    Sırtınızdan çıkan hançer gönlümüzde bilenir.
    Müslümanlar; zafer istemeyin, DİLENİN!
    Kılıç kuşananın ALİMALLAH; söz bilenin.

    Göz yaşı kimyasal zulmün, tükürdüğü asit;
    Tek silahı canı olana kurşun atmak basit.
    Orada kahvaltıda mermi yemek nasip,
    Orta doğuda bebek öldüren bir demokrasi..

    Cinayet ve kanla yazılmış bir sözlük,
    Bu sözlükte cinayet bir özgürlük.
    Biz hepsine iki cihanda da şahidiz;
    Yürek hissetti, kulak duydu, göz gördü.

    Dünyanın suskunluğu, çıkar denen illetten.
    Para elin kiridir; Kirlenmiş milletler.
    İçlerinde insan ölmüş zilletten;
    İtin, köpeğin sömürdüğü bir LEŞmiş milletler..

    -CANFEZA-
  • Her dehlize girdim, her sırra erdim.
    Çocuklar gibi ölmeyi bilmeden öldüm.
  • "Çocuk yapmamalı insanlar. Sevgisiz, yalnız çocuklar yaratmamalı."
  • Dün 2-3 yıldır hiç görmediğim memleketime geldim. Yanımda eşim çocuğum ve eşimin annesi de var. Tabi ilk gün yol yorgunluğu vs yattık uyuduk. Bugün oğlumu aldım ve şöyle bir kapının önüne çıkalım dedim, sokağa. Oğlum henüz 11 aylık yeni yeni yürüme antrenmanı yapıyoruz. Neyse uzun ettim, çıktık sokağa bir yukarı bir aşağı geziyoruz.
    Biraz da memleketimden söz etmek isterim. Küçük bir ilçe. Aslında küçük değil şu an 32 bin küsür nüfusu var. Ama gelişmemiş bir ilçe. Küçükten kastım buydu. Herkesin birbirini tanıdığı bir ilçe. Tabii şu an bu pek mümkün olmuyor. Sınıra çok da uzak olmadığı için çok fazla Suriyeli var. Ve sokakta eskisi gibi Türk görmek pek zor...Dolayısıyla artık kimse kimseyi tanıyamıyor. Yüzler, diller, sesler, bakışlar, konuşmalar, her şey yabancılaştı...Biz küçükken evde oyun oynadığımız esnada dışardan bir ses geldiğinde o sesin kime ait olduğunu hemen bilirdik, tanırdık. Şimdi dışardan Arapça konuşma sesleri, gülmeler vs geliyor. Ben humanizmi benimseyen bir insan olarak insanların kardeşliğine inanıyorum ama millet olmak başka bir şeymiş. Hani ortak dil ortak kültür var ya çok önemli imiş. Ortak geçmiş...Evet konumuz aslında geçmiş idi. Ben yine farkında olmadan çok dağıttım konuyu. Olsun, dertleşiyoruz sonuçta!

    Memleketime en son 2-3 yıl önce gelmiştim ama yıllardır da doğru düzgün gelip kaldığım olmadı. Ortaokul bitti liseye başka şehirde yatılı olarak başladım. Orda koptu işte! Sonrası malum...Önce okul sonra iş ve en son evlilik derken daha memleket yüzü görmek kısmet olmadı. En fazla 1 hafta kaldım her seferinde. Daha uzun kalamadım hiç. İnsan nasıl da özlüyor! Ve az önce bahsettiğim değişim ben memleketten uzakta iken, gelemezken oldu.

    3 yaşında tanıştığım bir arkadaşım vardı, G. Benim ilk arkadaşım...Bu bakımdan çok değerli. 3 yaşında iken anne babası ayrılmış, babası başka kadınla evlenmiş, annesi ile görüştürülmeden babaannesinde kalmak üzere İstanbul'dan getirilmişti buraya. Liseye kadar yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmedi. Her iyi ve kötü şeyi birlikte göğüsledik. Annem ona da annelik yaptı babam ona da babalık yaptı. O da beni kardeş bildi. Liseye ben başka şehirde başladım o ise bu ilçedeki liseye başladı. Arkamdan çok ağladı. Napacaksın okulu mu bırakacaksın. Birlikte sınava hazırlanmıştık kısmet oldu kazanıp gittik işte. Bir daha gelir mi bu fırsat! Bastık gittik. Kimseyi görmedi bu gözler..."Okul bitince bir daha bu lanet şehre uğramam" diyordum. Nerden bilecektim bu kadar özleyeceğimi. Neyse yine konu dağılacak.. İkimizin evinin arasında boş bir arsa vardı sadece. Damdan dama çok konuştuk çok dertleştik...

    Bugün o eve doğru yürüdüm. Yaklaştım, nefesimi tuttum, "sus, sulugöz sus!" dedim kendime. Sustum ağlamadım. Baktım ki...Evin içinde otlar büyümüş, döşeme taşları kırılıp paramparça olmuş. İçindeki güzelim incir ağacı yok olmuş, kesilmiş. Duvarlar dökülür halde...Soğuk bir boşluk eve daha yaklaşır yaklaşmaz çarpıyor yüzüne. Altında oturduğumuz asma...Ne hayallerimizi dinledi...Şimdi yok! Kesilmiş kurumuş. Hızla döndüm geriye. Dönerken baktım etrafıma. Karşısındaki eve. Bir abla vardı orda oturan engelli iki çocuğu ile mahallenin hoca ablası idi. Severdim onu. Annem de severdi. O yok... Taşınmış. Biraz daha geriye geldim. Karşı komşumuz? Tabi ki o da taşınmış tası tarağı bırakmamış geride. Eskiden her kapı önünde en az 3-4 kadın oturur sohbet eder, çocuklar sen şakrak koştururdu bu mahallede, bu sokakta. Burası benim geçmişim, çocukluğum...Burası, ağladığım, güldüğüm, taşla seksek oynadığım, çamurdan çaydanlik yaptığım yer. Çamuru bir nebze ıslatmak için(çaydanlik parlak olsun diye) tükürüğümü kullandığım yer. Daha anlatamadığım basit ama hayatımın yapıtaşlarını oluşturan yer. Büyüyünce anladım ki insan doğup büyüdüğü yeri çok özlüyormuş. Evet her gelen sene giden seneyi aratıyor ammaa insan yine de en çok çocukluğunu özlüyor...

    İyice baktım bu virane geçmişe...Bilinmez geleceğe...Oturdum kapının önüne, sarıldım oğluma ve kaç dakikadır gözümde bekleyen bir damlayı akıttım. Çok özledim çok!!