• Konuşmak istiyordum.
    Duyguları filan olan biriyle yani.
  • Ben kimsenin ardından, "iyi şanslar!" diye bağırmam. O ne korkunç bir sözdür, bir düşünürseniz.
  • Böyle tanıştığımıza memnun olmadığım kimselere, durmadan 'tanıştığımıza memnun oldum' demek beni öldürüyor. Ama hayatta kalmak istiyorsanız, ille de bu zırvaları söylemek zorundasınız.
  • Size sevgiye inanmayan bir adama ilişkin çok eski bir öykü
    anlatmak istiyorum. Bu adam sizin, benim gibi sıradan bir insanmış. Onu alışılmadık kılan düşünme biçimiymiş. Sevginin olmadığına inanırmış. Sevgi arayışında pek çok deneyim yaşamış elbette, çevresindeki insanları gözlemlemiş. Yaşamının büyük bir bölümü sevgi arayışıyla geçip gitmiş. Eriştiği yegane sonuç ise sevgi diye bir şeyin olmadığı olmuş. Adam nereye gitse sevginin insanların zayıf zihninin dizginlerini ele geçirmek için şairlerle dinlerin uydurduğu bir masal olduğunu anlatırmış. Sevginin gerçek olmadığını, bu nedenle insanın ne kadar ararsa arasın sevgi filan bulamayacağını söylermiş. Bu adam çok zeki, inandırıcı biriymiş. Bir yığın kitap okuyup en iyi üniversitelere gitmiş. Saygı duyulan bir öğrenci olmuş. Karşısına çıkıp konuşamayacağı hiçbir topluluk yokmuş, çok güçlüymüş mantığı. Öne sürdüğü, sevginin bir uyuşturucu olduğuymuş. Bu uyuşturucu sizi çok yükseklere çıkarabilirmiş
    gerçi ama güçlü bir de ihtiyaç yaratırmış. Sevgi bağımlısı olabilirsiniz, dermiş adam, peki günlük dozunuzu alamadığında ne olacak? Tıpkı uyuşturucuda olduğu gibi sevgide de her gün almanız gereken bir doz vardır. Adam, birbirlerini sevenler arasındaki çoğu ilişkinin bir uyuşturucu bağımlısıyla ona uyuşturucu sağlayan arasındaki ilişkiye benzediğini söylermiş. İki kişiden sevgiye daha fazla gereksineni uyuşturucu bağımlısının, diğeri de ona uyuşturucuyu satanın yerine geçiyormuş. Sevgiye daha az gereksinen ilişkinin dizginlerini tutanmış. Bu işleyişi böylesine açıkça görebilmemizin nedeni her ilişkide birinin çok sevmesi, diğerinin ise o kadar sevmeyip yüreğini kendisine verenden yararlanmasıymış. Birbirlerini nasıl yönlendirdiklerini, etki ve tepkilerini görebilirmişsiniz. Satıcı ve uyuşturucu bağımlısı gibilermiş canım işte. Bir korku ilişkisinden başka şey değildir. Saygı nerede? Olduğunu iddia ettikleri sevgi nerede Sevgi diye bir şey yok. Genç çiftler Tanrı, aileleri ve dostları önünde birbirlerine bir yığın söz veriyor. Sonsuza kadar birlikte yaşama, iyi zamanda kötü zamanda birbirlerinin yanında olma, birbirlerini sevip sayma ve böylece uzayıp giden sözler bunlar. İşin şaşırtıcı yanı verdikleri
    sözlere inanmaları. Ama evlendikten bir hafta, bir ay ya da birkaç ay sonra bu sözlerin hiçbirinin tutulmadığını görebilirsiniz. Bütün göreceğiniz, kimin kimi yöneteceğinin ortaya çıkacağı bir güç savaşıdır. Kim uyuşturucu satıcısı, kim bağımlı olacaktır? Birkaç ay içinde birbirlerine göstermeye söz verdikleri saygı uçup gider. İçerlemeler, duygusal zehir biriktikçe birikir, sevgiyi nerede yitirdiklerini bilemez olana dek birbirlerini yaralar dururlar. Yalnızlıktan, başkalarının ne diyeceğinden, yargılarından olduğu kadar kendi görüş ve hükümlerinden de korktukları için bir arada kalırlar. Peki ya sevgi nerededir? Adamı, bunca yıldır birlikte olmaktan ötürü gurur duyan otuz, kırk, elli yıllık çiftler gördüğünü iddia edermiş. Ama sıra ilişkilerinden söz etmeye geldiğinde söyledikleri, "Evlilik hakkımızdan gelemedi" olurmuş. B unun da anlamı birinin diğerine boyun eğmiş olması, boyun eğenin mücadeleden vazgeçip acıya dayanmaya karar vermesiymiş. İradesi daha güçlü, ihtiyacı daha az olan savaşı kazanırmış. Peki ya adına sevgi dedikleri ateş? O nerede kalmış? Birbirlerine sahip oldukları mallar gibi davranırlarmış. "O bana ait." Adam konuştukça konuşur, sevgiye inanmama nedenlerini sayıp dökermiş. "Ben bütün bu yollardan geçtim. Artık hiç kimseye sevgi adına beni parmağında oynatma, yaşamımı denetleme izni vermeyeceğim." Sıraladığı gerekçeler hayli akla yatkınmış, söyledikleriyle pek çok kişiyi inandırmış: Sevgi diye bir şey yoktur.
    Günün birinde parkta dolaşırken bir sıraya oturmuş ağlayan
    bir kadın görmüş. Merakı uyanmış. Yanına oturmuş, yardım
    edip edemeyeceğini, neden ağladığını sormuş. Kadın sevgi olmadığı için ağladığını söylediğinde ne kadar şaşırdığını gözünüzün önüne getirebilirsiniz. "Çok şaşırtıcı!" demiş, "Sevginin olmadığına inanan bir kadın!" Elbette kadını daha yakından tanımak istemiş. "Neden sevginin olmadığını söylüyorsun?" diye sormuş. "Uzun bir öykü" diye yanıtlamış kadın. "Evlendiğimde çok gençtim. Sevgi ve yaşamımı o adamla geçireceğim yanılsaması ile doluydu içim. Birbirimize bağlılık, saygı, onur sözleri verip bir aile kurduk. Ama kısa zaman sonra her şey değişti. Ben kendini çocukları ve evine adayan kadın oldum. Kocam işinde yükselmeyi, başarılarını sürdürdü. Evin dışında yarattığı i mge onun için ailemizden daha önemliydi. O bana, ben ona duyduğumuz saygıyı yitirdik. Birbirimizi yaralamaya başladık. Bir an geldi, onu sevmediğimi, onun da beni sevmediğini keşfettim. Ama çocukların bir babaya ihtiyacı vardı. Bu da benim kalıp onu desteklemek için elimden geleni yapmamın gerekçesi oldu. Çocuklar büyüyüp evden ayrıldı artık. İlişkiyi sürdürmek için bir bahanem kalmadı. Aramızda ne sevgi var, ne incelik. Başka birisini bulsam bile aynı şey olacağını biliyorum. Çünkü ne sevgi diye bir şey var ne de olmayan bir şeyi aramanın anlamı. Onun için ağlıyorum. Onu çok iyi anlayan adam kadına sarılmış. Haklısın, demiş, sevgi diye bir şey yok. Sevgi arıyoruz, yüreğimizi açıyor, yaralanabilir hale geliyoruz. Ama bütün bulduğumuz bencillik oluyor. İncindiğimize inanmasak bile yaralıyor bu bizi. Kaç ilişki kurduğumuzun önemi yok. Aynı şey durmadan yineleniyor. Sevgi arayışını sürdürmenin ne anlamı var ki? Ortak noktaları çokmuş. Birbirlerinin en yakın dostları haline gelmişler. Çok güzel bir ilişkileri olmuş. Birbirlerini saymış, hiçbir zaman küçük düşümemişler. Birlikte attıkları her adım onları mutlu etmiş. Ne kıskançlık varmış aralarında, ne diğerini yönetme isteği, sahiplenme. İlişkileri geliştikçe gelişmiş. Birlikte olmayı seviyorlarmış. Çünkü birlikte olduklarında çok eğlenirlermiş. Birlikte olmadıklarındaysa birbirlerini özlerlermiş. Şehir dışına çıktığı bir gün adamın aklında tuhaf bir düşünce gelmiş. "Belki de", diye geçirmiş içinden, "ona karşı hissettiğim sevgidir. Ama şimdiye kadar hissettiklerimden o kadar farklı ki. Şairlerin olduğunu söylediği şey değil bu, dinin dediği de değil, çünkü ondan sorumlu değilim. Hiçbir şey almıyorum ondan. Beni kollamasına gereksinmiyorum. Sorunlarundan ötürü
    onu suçlamıyorum, dramlarımı ona aktarmıyorum. Birlikte çok güzel vakit geçiriyor, birbirimizin varlığından zevk alıyoruz. Onun düşünme, hissetme biçimine saygı duyuyorum. Beni utandırmıyor, canımı sıkmıyor. Başkalarıyla birlikte olduğunda kıskanmıyorum. Başarılarına gıpta etmiyorum. Belki de sevgi vardır, ama bu herkesin sevgi olduğunu sandığı şey değil." Dönüp kadına tuhaf düşüncesini açacağı zamanı iple çekmiş.
    Konuşmaya başladığında kadın sözünü kesip, "Neden söz ettiğini biliyorum", demiş. "Aynı düşünce uzun zamandır benim de aklımda. Ama sevgiye inanmadığını bildiğim için seninle paylaşmak istemedim. Sevgi belki de vardır, ama bu bizim sevgi sandığımız şey değil. Sevgili olmaya, birlikte yaşamaya karar vermişler. Şaşırtıcı bir şey olmuş, aralarında hiçbir şey değişmemiş. Birbirlerini saymaya, desteklemeye devam etmişler. Sevgileri büyüdükçe büyümüş. Öyle mutlularmış ki yaptıkları en küçük şey bile yüreklerini sevginin müziğiyle dolduruyormuş. Adamın sevgiyle dolup taşan yüreği bir akşam bir mucize gerçekleştirmiş. Yıldızları seyrederken aralarında en güzel olanı bulmuş. Sevgisinin büyüklüğüyle bu yıldız gökten yeryüzüne, ellerinin arasına kaymış. Sonra bir mucize daha olmuş ve adamın ruhu bu yıldızla birleşmiş. Mutluluğu çok derinmiş, kadına gidip sevgisini kanıtlamak için yıldızı eline vermeye can atmış. Yıldızı avuçlarına bıraktığı an kadının yüreğinden kuşku gelip geçmiş. Aşırıymış bu sevgi. İşte o an yıldız ellerinden düşüp binlerce küçük parçaya ayrılmış. Bugün sevginin olmadığına yeminler ederek dolaşıp duran yaşlı bir adam vardır. Bir de bir zamanlar ellerinde tutup bir kuşku anında yitirdiği cennet için gözyaşı döken güzel, yaşlı bir kadın. Sevgiye inanmayan adamın öyküsüdür bu.
  • Bir yerden ayrılıyorsam bunu anlamak istiyorum. Bunu anlamadığınız zaman kendinizi daha kötü hissediyorsunuz.
  • Alıştı, yadırgamıyor, korkmuyor. Korkulacak ne kaldı ki.
  • Unutmak hatırlamaktan daha iyi şu sıralarda.