üzülme dede, biz ezilenler, biz sırtında sigara söndürülen çocuklar, biz felçli ihtiyarlar, biz yediği içtiği keder ve tasa olanlar, bir gün cennete gideceğiz, gideceğimiz yer orası işte.
Silahlar gördüm,
namlusu akla çevrilmiş sahra topları.
Mürekkebin utandığını gördüm basılı kâğıtlarda.
Tetiğe basan parmaklarda çare yok, gördüm mürekkebi:
Çare yok, radyoları kapatsam.
Çare yok, secde etsem anılarıma.
Bu bozulmuş yeminlerin bayrakları altında
olacak şeyini duymak portakal bahçelerini.
Mermiler araya girmeden anlayabilir miyiz artık
hangi kızlar hangi serin yerlerimize değdi?
Sanırdık saçlarımız kumrularla kaplanır bir çocuk. "İşte ırmak!" diyerek haykırınca o zaman belki çocuklar zabıtalardan daha çoktu, belki biz daha çok ağlardık bir aşk pıhtılanınca.
Yeni öğretmen “Teddy” lakabıyla bilinen, Imogene Hill adlı, çabuk sinirlenen bir kadındı ve Jobs’ın söylediğine göre “Hayatımın azizelerinden biri oldu.” Kadın onu iki hafta izledikten sonra en iyi yöntemin ona rüşvet vermek olduğuna karar verdi.
“Bir gün okuldan sonra bana içinde matematik problemleri bulunan bir kitap verdi, bunu eve götürüp çözmeni istiyorum dedi. ‘Manyak mısın?’ diye düşündüm. Ve dedi ki, problemlerin çoğunu doğru çözersen sana beş dolar vereceğim. Kitabı ona iki günde geri verdim.”
Birkaç ay sonra Jobs’ın artık rüşvete ihtiyacı kalmadı. “Öğrenmek ve öğretmenimi memnun etmek istiyordum sadece. Kadın buna karşılık ona mercek aşındırmak ve fotoğraf makinesi yapmak gibi işler için hobi setleri verdi. “Bana en çok şey öğreten öğretmen oydu ve o olmasa hapse düşerdim eminim.” Kadının yaklaşımı, Jobs’ın özel olduğu kanısını bir kez daha güçlendirdi.
...Kâşifler Kulübü’ndeki çocuklar projelerle uğraşmaya teşvik ediliyordu; Jobs elektronik sinyallerdeki pals sayısını ölçen bir frekans sayıcı yapmaya karar verdi. HP’nin ürettiği bazı parçalara ihtiyacı olduğundan CEO’ya telefon etti.
“O zamanlar herkesin numarası telefon rehberindeydi. Ben de Palo Alto’daki Bill Hewlett’ın ev numarasını bulup aradım. Benimle 20 dakika sohbet etti. Parçaları yollamakla kalmayıp, beni frekans sayacı ürettikleri fabrikada işe aldı.”
Bu kez zarfından "hayat" çıkıyor. Tabii hayatı zarfa sığdırmak kolay olmayacak. Üstelik mevsimlerden yaz; bunaltıcı olacak. Hayattan söz etmek eğlenceli değildir her zaman. Çünkü insan koşarken kaçar hayattan. Bu yüzden çocuklar, acı şurupları içmemek için ağızlarını sıkı sıkı yumarlar. Ama çocukların ağzı sıkı değildir; her şeyi anlatırlar. Büyüklerse susar; ağızları yanmıştır hayattan.