Bir insan neden kuruntularla, gerçekliğini araştırmadığı şeylerle, başkalarının laflarıyla yaşar? Bir insan bir fahişe için (bu bir arkadaş da olabilir) ailesini üzmeye kalkışır, ailesinin haklı olduğunu bile bile? Aşk, karşısındaki insanın kötülüklerini görmeyecek kadar kör müdür gerçekten? Elbette hayır, bu aşk değil, aptallıktır.
Aşık olmak kolaydır ama gerçeklerle yüzleşmek gerçekten zordur, bu kitap bunu gerçekten çok güzel işlemiş. Bir kahramanımız var: Ali Bey. Bu beyefendi babası öldükten sonra gerek düştüğü boşluk gerek de tattığı ufak özgürlük ile gerçekten çok saçma işlere kalkışıyor. Tam bir bağnaz olup, at gözlükleriyle, sözde aşık olduğu kadın için her şeyi yapıyor. Hem de her şeyi... İnsan, değmeyeceğini bildiği bir insan için -ki genelde kimse değmez bu değere- dostlarını kırıp dökmemeli, onların sözlerine aldırış etmemezlik yapmalı, hele de Ali Bey gibi hayatın gerçekleriyle yüzleşmemiş biriyse.
Normalde fahişelere gerçekten saygı duyarım çünkü özellikle günümüzdekilerin çoğu buna mecbur edildiği için bunu yapıyor, zevkinden değil. Mahpeyker de öyle gerçi ama onun yaptığı saplantıdan başka bir şey değil. Onun hırsı reddedilmek, onun hırsı güzelliğini kaybettiğini düşünüp özgüveninin kırılması, onun hırsı elde etme arzusu; aşk değil, sevgi hiç değil.
Çok dallı budaklı bir yazı oldu biliyorum ancak gerçekten kitabı okurken çok fazla gerildim ve sinirlendim. Adamın aptallığı, kadının iğrenç planları, Dilaşub'un mahzunluğu, kibarlığı, masumluğu, annesinin oğlu için çabası, arkadaşlarının Ali Bey için çabaları... Hepsi o kadar çok özümsenecek bir şekilde anlatılmış ki. Namık Kemal bunu çok güzel işletiyor okuyucuya.
Yine de okunması gereken bir eser.