Bilgi dilin öteki yakasında durup ilan edilmeyi bekleyen bir şey değildir; o ancak dilin içinde var olabilir. Bilgi keşfedilmesi ve sonra da zorla içine girilmesi gereken bir depo değildir; edimsel bir olaydır; bilgi konuşur. Bize ve bizim üzerimizden konuşurken de, hep hareket halinde olan tarihlerimizi, izlerimizi, imzalarımızı ve sorumluluklarımızı taşır.
Bilginin erkek öznesinin mantığına ve yasalarına indirgenemeyen şeyler irrasyonel damgası yerler. Bu evrensel "erkek" özne ötekiliğe, yani kendi hükümranlık alanının ötesinde de bir şeylerin ya da birilerinin olabileceği düşüncesine kabul ya da tahammül gösteremez.
Göstergenin hem Marksist hem Baudrillard'cı eleştirisinin (fetişizm, simulacrum) merkezinde yer alan argümana göre yüzeyler ve görüntüler, altta yatan bir gerçekliğin aldatıcı, ayartıcı ve gizemleştirici tezahürleridir: İnsanlık durumunun yabancılaşması.
Artık ezeli konumlardan ya da ebedi hareketlerden mahrum bırakılan bizler müphemliğin yoğun hakikatini keşfettikçe kendimizi dünyadaki, dillerdeki, tarihlerdeki ve kimliklerdeki potansiyel açılımlar, kesintiler ve aralıklar -hem çöküşler hem de atılımlar- etrafında dönen anlam sistemlerinin kayganlığında bulmaktayız.