Kendi içime bakıyorum. Derin bir kuyunun dibine bakarmış gibi. Orada şefkati görebilir miyim acaba? Hayır, göremiyorum. Orada görebildiğim, benim şu her zamanki doğamdan başka bir şey değil. Kendime özgü, inatçı, uyumlu olmaktan uzak, sık sık kafasına göre hareket eden, yine de sürekli kendinden kuşku duyan, sıkıntıyla karşılaşsa bile orada gülünebilecek, hatta gülünçlüğe yakın bir şeyleri bulmaya çalışan bir doğam var.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
İstese de istemese de, denizin böyle yavaşça aşındırdığı bu çıkıntıya gelmek ve orada tek başına, terk edilmiş bir deniz kuşu gibi durmak onun kaderi, onun özelliğiydi. Onun yeteneği, onun gücü, burada üzerindeki bütün gereksiz şeyleri atarak, daha çıplak, daha yalın kalmak için fiziksel anlamda bile büzülmek ve küçülmek, ama zihninin yoğunluğunu hiç kaybetmemek, böylece bu çıkıntıda durup insanın o karanlık cehaletiyle, nasıl hiçbir şey bilmediğimizle ve denizin altımızdaki toprağı nasıl aşındırdığıyla yüzleşmekti.
Öyleyse bu iş nasıl olacaktı? İnsan birini nasıl yargılayacak, hakkında nasıl düşünecekti? Bir sürü şey bir araya gelip biriktiğinde duyduğu şeyin hoşlanma mı, itilme mi olduğuna nasıl karar verecekti? Zaten bu sözcüklerin anlamı neydi ki?
Onun yeni huylar edinmiş olduğunu fark etmemek mümkün müydü? Bazı tuhaflıklar, zayıflıklar belki? Onun gibi zeki ve bilgili birinin bu kadar alçalabilmesi -gerçi bu çok acımasız bir ifade olmuştu- başkalarının övgülerine bu kadar muhtaç olması çok şaşırtıcıydı.