"Benim için çocuklar bir şekilde dünyamızı aşkın olan bir başka dünyaya bağlar. Çünkü bu bağlantıyı kaybetmediler, çok geçmeden kaybedecekler ama henüz kaybetmediler. Çocukların rolünü özellikle benim için önemli kılan şey budur. Bir yetişkin, bir şeyi ifade edecek söz bulamıyorsa bence bir çocuğa sormalı. O bunu en iyi şekilde yapacaktır. Orada bulunması bile yetebilir." Andrey Tarkovski, Bir İbadet Olarak Sinema
Kendi Klasiklerimize Neden Bu Kadar Yabancıyız? Bugün “klasikler” denildiğinde zihnimizde çoğunlukla Batı düşüncesinin kurucu metinleri beliriyor. Şüphesiz bunlar insanlığın ortak mirasına ait eserlerdir ve okunmayı hak ederler. Ancak İslâm medeniyetinin asırlar boyunca ürettiği felsefî, hikemî ve irfânî klasiklere yönelik aynı dikkati gösterdiğimiz söylenemez. Hatta “okuyalım, çocuklarımıza da okutalım” dediğimiz klasikler söz konusu olduğunda, bu kavram çoğu zaman neredeyse otomatik biçimde Batı klasiklerini çağrıştırmakta klasik okuma tasavvurumuz büyük ölçüde bu minvalde sınırlanmaktadır. Klasikler, yalnızca geçmişte yazılmış metinler değildir. Bir medeniyetin varlık, bilgi, ahlâk ve insan anlayışının en yoğun biçimde billurlaştığı metinlerdir. Her medeniyet kendi kavramlarını, sorularını ve hakikat tasavvurunu bu eserlerde muhafaza eder. Bu nedenle kendi klasiklerine yabancılaşmak, yalnızca bazı kitapları okumamış olmak değil, kendi düşünce geleneğinin kavramlarına, meselelerine ve idrak ufkuna da uzak düşmektir. Bu bağlamda felsefe, hikâye, şiir ve ahlâk diliyle yazılmış bazı klasik eserlerimize hep beraber bakalım: Bu klasiklerin en temel ortak özelliği, en karmaşık metafiziksel ve ahlâkî hakikatleri dahi alegoriler, masallar ve yaşanmışlıklar gibi her seviyeden insanın okuyup 'vusatınca' anlayabileceği, kendi ruh dünyasına tatbik edebileceği edebi bir dille sunmalarıdır. Bunlardan "bazıları": 1. Sa'dî Şîrâzî (Ö. 691 / 1292) - Bostan ve Gülistan: Ahlâk, hikmet, siyaset ve insan ilişkilerini şiir ve hikâyelerle anlatan klasik edebiyatın başyapıtlarındandır. 2. Mahmud Şebüsterî (Ö. 720 / 1320) - Gülşen-i Râz: Vahdet-i vücûd, insan-ı kâmil ve metafizik hakikatleri özlü ve şiirsel bir dille ele alan tasavvuf klasiğidir. 3. Âşık Paşa (Ö. 733 / 1332) -
1000Kitap
Reklam
Az insan çok huzur
Biz bizimle alakalı olmayan şeyleri, içgüdüsel olarak çok sahipleniyoruz. Gerek yok. Her şey de denge önemli. Kim nasıl geliyosa öyle gidilmeli yettiği kadar ne az ne çok.. ˇ𝓐𝔃𝓻𝓮𝓯
Siz Hangi Tür Babasınız...
👨‍👦Kral Baba, Kaya Baba, Yok Baba, Koşullu Seven Baba, Korkuluk Baba… Siz hangi tür babasınız? Babalar kızlarına kendileriyle, erkeklerle ve dünyayla kuracakları ilişkiyi şekillendiren nasıl bir psikolojik bir miras aktarır? Bir kız çocuğunun kendisiyle ilgili kurduğu hikâyenin önemli karakterlerinden biri babasıdır. Kız çocukları babalarında yalnızca kendilerini koruyan, ihtiyaçlarını karşılayan ya da kuralları koyan kişiyi görmezler. Erkeklerin nasıl sevdiklerini, gücü nasıl kullandıklarını, öfkelerini nasıl ifade ettiklerini, kadınlara nasıl davrandıklarını ve ilişkilerde nasıl yer aldıklarını da büyük ölçüde babalarını gözlemleyerek öğrenirler. Bu nedenle baba-kız ilişkisi yalnızca aile içindeki duygusal bağlardan biri değildir; bir kız çocuğunun kendisiyle, erkeklerle ve dünyayla kuracağı ilişkinin şekillenmesinde önemli rol oynayan psikolojik bir gelişim alanıdır. Bir baba kızına yalnızca soyadını, yaşam koşullarını ya da maddi imkânlarını bırakmaz. Aynı zamanda görünmez bir miras da aktarır. Kızının hata yaptığında kendisini ne kadar affedebileceğini, ne kadar değerli hissedeceğini, ilişkilerde nasıl bir sevgi bekleyeceğini, otorite karşısında nasıl davranacağını ve hayatta ne kadar yer kaplayabileceğini etkileyen birçok mesaj bu ilişkinin içinde şekillenir. Bazen bu mesajlar açıkça söylenir; bazen de yıllar boyunca tekrar eden küçük davranışların, bakışların, sessizliklerin ve duygusal tepkilerin içinde aktarılır. Bu nedenle baba-kız ilişkisi yalnızca çocukluk yıllarına ait bir hikâye değildir. Babalar kızlarının iç dünyasında çoğu zaman onlar büyüdükten sonra da yaşamaya devam ederler. Bir kadının kendisine söylediği cesaret verici cümlelerde de yetersizlik hissettiği anlarda zihninde yükselen eleştirel seste de bazen babasının izleri bulunabilir. Bu
Makale|Yazı
Akıl, nakil ve gönül birliği..
Kurban bayramında bir velim bana danışmak istediği bir konunun olduğunu söyledi. Hocam dedi ben kurban parasını üniversite okuyan genç kızlara göndermek istiyorum, kurban hükmüne geçer mi, benim içim bunu kabul ediyor (aklı ve kalbi kastı) dedi. Ben beynimden vurulmuş hissettim ne oldu ki böyle bir karar aldı dedim dindar da bir hanım. Meğer üniversitedeki genç hanım arkadaşlarımız parasızlık ve ihtiyaç nedeniyle gayri meşru iliskilerin tuzağına pisliğine düşmüşler. Duyunca elbette kısmen ona hak verip şöyle öneride bulundum; dilersen büyük baş değil de küçük baş kurban kes ve kalan kısmıyla da genç hanımlara ulaş dedim. Öyle yaptı. Bana teşekkür etti, hocam dedi kaç gündür düşünüp Allahtan bir işaret istedim (kurban mı keseyim yoksa kızlara mi vereyim), siz bana cevap oldunuz, dedi. Ben ise kız kardeşlerimin durumuna kahroldum, kurban ibadetinin ise kesin emir olduğunu hatırlatmak ile de mesrur oldum. Bir de buradan şunu hatırlatmak istiyorum kendime ve sizlere; gücümüz nispetinde okuyanlara yardım etmek çok önemli. Hele ki bu pahalılığın içinde yaşamaya çalışırken genç arkadaşlarımızın hakkını da gözetmek icab eder. Daha güzel bugünler ve yarınlar için hepimiz sorumluyuz.
1000Kitap
İnsan yürek acısını böyle yıllarca ,aylarca, haftalarca,günlerce içinde tutuyor ama onun acısını anlayacak insanı görüncede canının nekadar acıdığını o an anlatma ihtiyacı duyuyor işte buyuzden kime can acını anlattığın çok önemli!!
Reklam
Reklam