Dünya Kuran İnsanların Sabah Rutini
"Kariyerimde başardıklarım konusunda gösteriş ten uzak dururum. Böbürlenmeyi çok önemli bir karakter kusuru olarak görmuşumdür. Bir insan gerçekte ne kadar güçlüyse bunun reklamını yapma ihtiyacını da o kadar az duyar. Ve bir lider ne kadar güçlüyse gücünü gösterme ihtiyacını o kadar az hisseder."
Sayfa 100 - Pegasus·Kitabı okudu
Kişisel Gelişim
ne de güzel yazmış, 41 kere maş
En azından kavrayamamanın nerelerde, hangi deneyim alanlarında iyi bir şeye tekabül edebileceğini ölçüp biçmek işe yarayabilir. Bir şeyi kavrayamamak ne gibi deneyimleri mümkün kılar ve o şey her ne ise onu kavramak bizi nelerden koruyabilir? Örneğin, insanların ne dediğini kavramak bir suç ortaklığının işareti, bir tarikata üye olduğunuzun ifşası ya da yaşamak istemediğiniz bir deneyimden kendinizi korumak için başka biriyle işbirliği içine girdiğinizin veya revizyona gitmek ya da çatışmaya girmek yerine anlaşmayı tercih ettiğinizin göstergesi olabilir. Ve bu da -bu bağlamda- **her daim kavranacak bir şey olduğunu varsaymamak, meselenin özünü kaçırmanın -naif olma cesareti göstermenin-kendisi de önemli olabilirmiş gibi yaşamak anlamına gelebilir. Espri modelinin, özellikle de insanlararası ilişkiler konusunda -Tanrı'nın tasarımı ve tabiat kuralları gibi- elimizdeki en iyi model olduğunu varsaymamak anlamına gelebilir (oysa kanımca farkında olduğumuzdan çok daha sık bulunuruz bu varsayımda). Kısaca formüle etmek gerekirse, hayallerinizin erkeği ya da kadını sizi hem tercih edeceğiniz şekilde kavrayan hem de kavrayamayan kişidir denebilir. Yani sizi sadece en sevdiği espri gibi görmeyen biri. Ya da herkes her daim naiftir.**
Sayfa 41·Kitabı okuyor
Reklam
Kayan yıldız sırrı...
(...) Mecazî anlamda, “Necib Fazıl’ın ölümünün sırrı”dır. Üstad Necib Fazıl kayan bir yıldızdır; veya eski bir efsaneye göre, her ölenin gökte bir yıldızı kayar… Salih Mirzabeyoğlu, kendi hayatı için çok önemli bir dönüm noktası olan bu ölümü, hece vezninde kaleme aldığı tek şiir kitabında, “Kayan Yıldız Sırrı” diye ele alır. “Ben kimim?” diye sormak, “ölüm nedir?” diye sormakla birdir, hikmeti çevresinde… Kitaba ismini veren “Kayan Yıldız Sırrı” şiiri ise şudur: Göklerde kanat açmış gûya gönlümce hür kuş Ben değil mi yine ben kedere hedef durmuş Gizleniyor bildiğim saklambaç oyununda Benim gölge âlemde kendisine kaybolmuş *** Bu mahmurluk sırtımda kaplumbağa kabuğu Rahatı rahatsızlık şu dünyanın seyrinde Ah geçmiş ne gelecek şimdiyse uçan buğu Yollar ki birbirine kavuşmanın derdinde *** Su üstünde ürperti hep gurbetlik duygusu Nakışa düşen mânâ deniz üstünde desen Zamanın nabzımı tutsun diye kurduğu Dalgada gölge eşya benim gözümde de sen *** Bir kayanın üstünde bilmem böyle kaç vakit Rüyâların izinde tâbirlerin peşinde Yıldırım düşen levha kumaşım ki mücerret Açıktan geçen gemi yüreğim o gemide *** Tedirgin bekleyişler berzah sırrında hapis Fikir ki saklı güzel gözümde açık derin Pervane çeken mihrak nisbet kurduğum akis Rüyâların ötesi müjde verdi güvercin *** Ağı germiş çoktandır yıldız köşeler cinsi Gebe dumanlı dünya sancı sarınca doğum Rüzgâr dinlenen dalga kıyı idrakı şimdi Ruh nisbeti bir harman ışık içinde oyun!
KAYAN YILDIZ SIRRI -Şâh Eser – Şâheser-II-, 30 Ağustos 2011, Çarpıcı Kitap·Kitabı okuyor
Deneme, İnceleme
RENOİR. BRESSON. COCTEAU. TATI
Renoir? Bana çocukluğumdaki ileri kır karakollarını hatırlattığı için özellikle sevdiğim bir filmi var. Le Fleuve (Irmak) filmi. Oradaki şiir yazan kızı sevmem, ama yılanı arayan çocuğu severim. Ganj'a inen bayırları, verandaları, siestaları, bahçeleri severim. Filmdeki Hintlileri sevmem. Onları göstermenin bir anlamı yok. Her yerde rastlanılan o inceliği, nezaketi de sevmem. Renoir'de aşk çok yapmacıklıdır. La Règle du jeu (Oyunun Kuralı) benim gözümde buna, ağır aksak, ölçülü bir dansa dönüşen arzuya bir örnek. En iyi ihtimalle çehre değiştiriyor -galiba hizmetçiler de. Pek iyi hatırlamıyorum. Bresson? Cocteau? Bresson çok büyük bir yönetmen; gelmiş geçmiş yönetmenlerin en büyüklerinden biri. Pickpocket (Yankesici), Au Hasard Balthazar (Rastgele Balthazar) tek başına tüm bir sinemanın yerini doldurabilir. Cocteau'yu çok az tanırım. Onun hakkında pek söyleyebileceğim bir şey yok, çünkü hiç düşünmedim. Cocteau sanırım çok güzel, ama benden başkalarına göre. Bunlar daha sinemadan söz açar açmaz Cocteau'yu sevdiklerini anlarım. Tati? Kesinlikle hayranım. Bence dünyanın belki de en büyük sinemacısı. Playtime (Oyun vakti) akıl almaz bir filmdir; modern zaman üstüne çevrilmiş en büyük film. ''Kaybolan Zaman Peşinde'' düzlemine benzer bir düzlemde; öte yandan site ölçeğinde de ''halkın kendisi oynuyor'' diyebileceğimiz tek örnektir. Film sanırım bu yüzden iş yapmadı; halk bir soyutlamadır ve kaderine terk edilmiş kişinin hikâyesini her şeyden çok sever. Bununla birlikte, Tati bana Bresson'un filmlerindeki kadar kendi mekânımda olduğum duygusunu vermez. Benim için Bresson'un acıya kadar yolu vardır. Tati'nin sevince kadar. Ancak, kuşkusuz Tati benden, Bresson'a göre daha az şeyi alıp götürür, daha az şeyi sürükler. Şu tarz bir eliştiri başlatmamız gerekir: Filmden zaman dışı
Mitolojik zamanın da tarihsel zamanın da anlatısal bir gerilimi vardır. Zaman olayları özgül bir şekilde birbiriyle bağlantılandırır. Anlatı zamana bir koku verir. Nokta-zaman ise kokusu olmayan zamandır. Zaman, sürem kazandığında, bir anlatı gerilimi veya bir derinlik gerilimi elde ettiğinde, derinlik ve enginlik, yani bir uzam kazandığında bir koku yaymaya başlar. Zaman bütün derin yapısından veya anlamından koparıldığında, atomlaştığında, düzleştiğinde, cılızlaştığında veya kısaldığında kokusunu kaybeder. … Zaman çok önemli bir varlık eksikliğini telafi etmek için ileri atılır, hatta aceleyle öne fırlar ama bunda başarılı olamaz, çünkü hızlanma kendi başına herhangi bir dayanak sunmaz. Tam tersine, mevcut eksikliğin daha da keskin bir şekilde görülmesine yol açar.
Sayfa 29 - Metis Yayınları, 7. Basım Kasım 2024, İstanbul·Kitabı okuyor
Felsefe
“Şimdi ölüm çok kolay uğrayabilir bana! Ama ben yaşayabildiğim sürece ölümü karşılamaya gitmemeliyim. Elbette, bir gün ölümle karşılaşırsam -ki karşılaşacağım-önemli değil; önemli olan şu ki, benim yaşamım veya ölümüm başkalarının yaşamını nasıl etkileyecek…”
Sayfa 45
Reklam
Reklam