Annemi gereğinden çok sevmiştim ama ben zaten her şeyi gereğinden çok sevmiştim, E.yi
de gereğinden çok, işimi gereğinden çok, Öğrencilerimi gereğinden çok sevmiştim.
İnsan, öleceğini bilen tek canlı olduğu gibi, yalnızlığın bilincinde olan tek varlıktı ve ömrü tıpkı ölümü inkar etmeye çalışmak gibi yalnızlığını inkar etmeye çalışmakla geçiyordu. Varoluşun bu acı gerçeği hayatımızı ucuz bir melodram haline getiriyordu. Ama gerçek buydu, hayat ucuz bir melodramdır, biz de bu melodramumun oyuncuları olan yalnız insanlardik. Bunu bilmek içimi kederle dolduruyordu.
Allah’ım ben bu adama aşığım, bu adamın yanındayım, onunla beraberim, daha ne isterim, diyordum içimden; her şeye razıyım diyordum; bana müthiş bir dans gibi gelen hareketlerine bakıyordum ve onsuz yaşayamayacağımı düşünüyordum.
Hem benden her an vazgeçebilirmiş gibi davranarak beni diken üstünde tutuyor hem de hayatımın her anından haberdar olmak istiyordu. Üstümde kontrolün olmadığı ufacık bir alana bile tahammülü yoktu,