Beni bitiren sorulardı bunlar; kendime sormak istemediğim, cevaplarından korktuğum sorulardı. Ama hayat böyleydi, illa bir yerde insana hiç istemediği soruları soruyordu, daha kötüsü bazen insan kendini iyi hissedeceği cevaplara inanmayı istese de inanamıyor; saf, çıplak, en hakiki gerçeği bulmak istiyor ama gerçekle yüzleşmeye de gücü yetmediği için arafta kalıyordu. Arafta olmak korkunçtu ve ben E.’yi severek 30 yıl arafta yaşadım.
Babaları bilemem ama annelerin bilinç dışında sakladıkları, hayatlarında bir etkisi olmadığını, travmasının çoktan geçmiş gitmiş, tedavi edilmiş olduğuna kesin kesin inandıkları ve unuttukları sandıkları şeyler bir şekilde kızlarına devrediyor. Belki oğullarına da devrolan bir şeyler vardır, belki onlar da babalarından bu kötü mirası alıyorlardır, bilmiyorum, benim babam olmadı.Ama şunu kendimden biliyorum: bilinçdışında uyuyan o şey her neyse, Özü genetik miras gibi kızlara geçiyor, hele benim gibi tek çocuksa…Hiçbir bilimsel dayanağım yok, belki de saçmalıyorum ama kendi yaşadıklarımdan sonra kaderin de miras olduğuna, tıpkı genler gibi annelerden kızlara devrolduğuna inanıyorum.
O an aşkın insanı sevinçten öldürebilmek gücü olduğunu düşündüm. (…) Aşk;müthiş bir iştah kesiciydi, insanın ağzını, boğazını, midesini kilitliyordu, lokma geçmesine izin vermiyordu.