Hikayelerde kader,korku,pişmalık, vicdan, arzu, ölüm ,adalet, ilahi adalet, merhamet, acıma, fırsat… insana dair ne kadar can alıcı konu varsa hepsi usul usul işlenmiş.
Işığın tam tepeden geldiği bir odada , aynanın karşısına oturtuyor insanı Buzzati ve başlıyor yazmaya çizmeye. Bu fantastik ve gerçeküstü dünyanın gerçek karakteri oluveriyor okuyucu.
Asansör hikayesinde mesela , belki hepimizin günde bir kez başına gelen bir an vardır. Ve Dino şöyle diyor bunun için : ‘Dünyada birbirini tanımayan iki kişinin yüzlerinin bu kadar aptalca bir ifadeye büründüğü tek yer asansör olmalıdır.’ Gerçekten de tanımadığınız biriyle bir asansörde olmanın yarattığı o tuhaf hissin farkındalığını ve aptallığını yaşatıyor insana. Ve öyküdeki asansör saatlerce yerin dibine hareket ediyor içindeki üç kişiyle…
Kitaba adını veren ilk öykünün bana bıraktığı soru : Ya gerçekten olmayan bir şeyden kaçıyorsam ben de yıllardır ? Ya hepimizi Colombre ile korkuttularsa ve aslında o canımızı almak için gelmemişse ? Ya da şu da olabilir, Colombre zararsız olduğunu ,sadece elçi olduğunu söyledi ama Stefano kayıkta bir iskelet olarak kıyıya vurdu.Belki de Stefano’nun babası haklıydı ve denizden uzak durmalıydı..
Bazı öykülerin başında bazısının sonunda bazısının ortasında kocaman boşluklar var..herkes kendinde ne eksikse ne fazlaysa oraya onu koyuyor.
"YARADILIŞ" öyküsünde ; küstah bir ‘tasarımcı ruh’ yaratıcaya tasarısını sunuyor mesela. Kendini beğenmiş bu tasarımcı diğer tasarımcılar gibi 4 bacaklı bir hayvan tasarlamış’ ama resimlere bakılacak olursa bu yürümek için ikisini kullanıyormuş’ ... Kim , dünyanın yaradılışını böyle bir kaç tasarımcı ruhun bir araya gelip tasarımları için "YARATILMIŞLARIN KRALINI" ikna etmeye çalışırken hayal eder ki ?? Tüm öyküleri okurken aynı soruyu sordum,