Paradoks burada ortaya çıkıyor: Fransa'da devrimi bitiren Napoléon bundan sonra kurmaya çalıştığı Avrupa İmparatorluğu'nda gittiği her yere Fransız Devrimi'nin birtakım ögelerini götürdü.
Tarihte ilk Prusya'nın Almanlarla ilişkisi yoktur. Zaten kelime olarak da "Rusya'ya yakın" (Po-Russia) anlamına gelir. Bu bölgede Balt halklarından biri yaşıyor ve yaşadıkları yerden ötürü onlara "Prussen" deniyordu. Bunun Latincede söylenişiyse "Borussia" dır.
17. yüzyılda İsviçre köyünde doğmuş bir Alman ücret karşılığı Floransa askeri olarak çalışır, canını da verebilirdi (ücretliler her ne kadar birbirlerini kollasalar da). Ama bunu Floransa ya da Isviçre ya da Almanlık adına yaptığını söylemez, zaten böyle bir şey kimsenin aklından geçmezdi. Ama "borçlu", "yükümlü" olmanın birçok çeşidi var; aldığı ücret için canını verdiyse verirdi. 19. yüzyıldan sonra "millet" için ölmek kutsallaştı; "din kurbanı-şehidi" olmaktan da ileri bir değer kazandı.
Ulusun doğumuna katkıda bulunmuş bir ordu, bundan böyle kazandığı prestijle, "şükran" duygusuyla, kurulmasına yardım ettiği topluma kendi değerlerini daha kolay empoze edebilir,daha kolay kabul ettirebilir. Sözgelişi, darbe gibi eylemlerle iktidarı ele geçiren ordular (Üçüncü Dünya bunlarla dolup taşar) her zaman böyle bir prestije sahip değillerdir. Doğrudan doğruya iktidarda olmak, toplumu "militarist" yapmaya yetmez. Halkın "gönlünde" kurulmuş bir iktidar, militarizmin başarısının çok daha sağlam bir işaretidir.