Ne tuhaf değil mi? Mekânların da ruhları var; bir yer zindansa hep zindan olarak kalıyor, mesela eskiden yetimhaneyse istediğin kadar sanat galerisi, restoran, AVM yap yine de yetimhanenin hüznü oradan çıkmıyor.
Aynı acıya maruz kalan in-sanlar, iradelerinin ötesinde tek bir vücut haline gelirler, ıstırabı onlardan birinin üstlenmesi acıyı ortadan kaldırmaya yetmez; her ikisinin de bilinçli olarak paylaşması gerekir, aradan ne kadar zaman geçerse geçsin, paylaşma zarureti ortadan kalkmaz.
Kötü hatıralar insanı köleleştirir, içinde olduğu anı, dilediğince yaşamasına müsaade etmez. Kapısı, penceresi olmayan bir odadadır kötü hatıralar, zaman ve mekân gittikçe anlamını yitirir, hakikat parçalanır, insanın önce zihni sonra bedeni çürümeye başlar. Kendi uydurduğu yalanlara inanarak kurtulmayı ümit etmek çürümenin safhalarından biridir. Unutmak hatırlamanın bir parçasıdır; kötü hatıraları dalgınlıkla hafızadan uzaklaştırarak değil, acı çekmeyi göze alarak unutmak.
Özgürleşme tam burada başlar: Unutmayla hatırlamanın aynı şey olduğunu keşfettiğin anda.