Dünyanın anlamdan yoksun kabul edildiği bir yerde insan ne kadar rasyonel olabilir? İnsanın irrasyonel hâle geldiği bir dünyanın kendisi rasyonel olabilir mi? Ancak eşyanın özündeki akli ilkelerle insandaki akıl örtüştüğü zaman rasyonel bir evren ve insan tasavvurundan bahsedebiliriz.
Bugün akıl, birey, özne, bilim, teknoloji, ahlak, erdem, anlam ve özgürlük gibi kavramları Aydınlanma'nın onlara yüklediği yeni anlamları yok sayarak tasavvur bile edemiyoruz. İbn Sînâ'nın yahut Gazzali nin "akıl" dediği şeyle Hume'un yahut
Hegel'in akıl dediği şey arasındaki farkları görmezsek hiç de akıllıca bir iş yapmış olmayız.
Hiper modernite çağında akıl, anlam, erdem, inanç, bağlanma, adanmışlık ve özgürlük gibi kavramların ancak bize daha fazla haz ve hız kazandırdığı oranda faydalı ve gerekli olduğuna inanıyoruz. Hazza sınır çizmek isteyen erdem, hızı kontrol altına almak isteyen akıl, her şeyin tüketmekten ibaret olmadığını söyleyen özgürlük, "Sorgulamadan bana gelme ve sakın kendini Tanrı'nın yerine koyma." diyen inanç, bize artık yabancı ve arkaik geliyor.