Şapşallık derecesinde basit bir soruya maruz kaldığınızda, bilhassa karşınızdaki şen şatır sırıtıyorsa, vereceğiniz cevabın kabul edilmeyeceğini, biraz daha arkada duran ama ilk aklınıza gelenden daha doğru filan olmayan başka, tali bir cevap beklendiğini bilirsiniz.
Çocukluğunda ebeveyniyle sağlıklı bağ kuramayanlar, büyüdükten sonra hep ana babalarına benzeyen kimselere çekilir, kendilerini tanıdık ve tekinsiz duygulara taşıyan bu insanlara hissettikleri kaygılı yakınlığı aşk zannederlermiş.
Hangi anne çocuğunu bırakmak ister ki, kim bilir ne güç bir hayatı vardı. Ona karşı asla öfke, kin biriktirmedim. Birileri, "Hıı, demek bebekken bırakıp gitti, nasıl yapabilir bir anne böyle şeyi," demeye kalktığında,laf ettirmedim. Hiç tanımadığım, hayatımda bir kere, o da beş yaşındayken hepi topu birkaç hafta gördüğüm o kadına arka çıktım hep. "Kim bilir," dedim, "ne zorluklar yaşadı da mecbur kaldı.
Yoksa kim böyle olsun ister ki.."
İnsanın kendine söylediği yalanların da bir miadı var. Katı olan her şey buharlaşıyor, hayata tutunmak için inanmaya mecbur kaldığımız bütün yalanlar günü gelince açığa çıkıyor. Ve sonra biz ölmüyoruz. Daha kötü bir şey oluyor. Öğrendiklerimizle yaşamaya devam ediyoruz.