Yalnızlığın insanı birbirine muhtaç hale getirmesi, onu kırılgan bir varlığa dönüştürdü. Muhtaç olmak insanı korkutur ve kızdırır. Derinimizde biriken kızgınlık, insanları kaybetme kaygılarını da beraberinde getirir. Uygar insan zamanla iyice saçmalayıp, "birbirine sahip olarak" bu açmaza çözüm getirebileceği yanılgısına kapılınca, durumunu kördüğüme dönüştürdü. Doğada hiçbir şey diğerinin mülkü olmadığından, doğanın bilgeliğinden iyice uzaklaşan insanın bugün geldiği aşama işte tam da bu. Birbirinin tapusunu talep etme. Ardından gelen ve sürekli yaşamak zorunda olduğu hüsranla.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Son yıllarda insan, doğanın evcilleştirilemeyeceğini idrak etmiş gibi görünüyor. Çünkü doğa kendisine yapılanların bedelini bir süredir pahalıya ödetmekte, üstelik daha kötülerine hazırlandığını da açıkça belli ederek. Ama artık insan dönüşü olmayan bir yolda ve durmaksızın tüketmek zorunda, kurduğu düzeni başka türlü sürdürebilmesi mümkün değil. Gerekli gereksiz, ama sürekli yeni ürünler üretmek, varolan eskimeden yenisini edinmek. Tüketmek için daha çok talan etmek ve sadece gezegeni değil,
stratosferi de çöplüğe çevirmek.
Savaş yıllarının savaşa katılmayan bizler için de bazı zorlukları vardı. Yoksunluklar yaşanıyordu, ama sanki yoksulluk yoktu.
Ya da ben öyle sanıyordum. Yaşadığım yerde sınıf farkı zaten hissedilmezdi. Akşam yemeğine gece elbisesiyle inen kadınlar da vardı, kıt kanaat geçinenler de. Hepsi kapalı kapılar ardında yaşanır, kimse kendini aşağıda ya da yukarıda görmezdi. İnsanlar birbiriyle eşit ilişkiler içindeydi. Farklılıkların hissedilmemesi için evlerde pişirilen yemeklerden bile söz edilmezdi, ayıptı.
Moğolistan'dan Adriyatik Kıyıları'na uzanan bir coğrafyada mekân tutulmuş; Anadolu topraklarında yaşanmış onca uygarlığın kalıtsal çeşnisiyle harmanlanmış; bunların üzerine bir de Doğu Roma'nın vârisi olmanın kendine özgü dinamiklerini düşünün. Bir insanın ömrü bunları kavrayabilmeye zaten yetmez.
Satranç şampiyonu Gary Kasparov, diktatörlere biat eden kitlelerde gerçeklik algısının bozulduğunu, bunun da kısa sürede kolektif bir psikoza dönüştüğünü ifade etmiştir.