Esası ve özü korumak için bazen susmak en doğru ve hikmetli eylemdir. Zira her şeyin alelade ve ulu orta konuşulduğu bir çağda aslında kıymeti haiz hiçbir şey konuşulmuyor demektir. Lafügüzaf, lakırdı, gevezelik ve gürültü, derin ve yüksek düşüncenin yerini alamaz.
Adalet her şeyi ait olduğu yere koymak ve onların hakkını koruyup kollamaktır ve bu yüzden değer-merkezli (aksiyolojik), niteliksel ve ahlaki bir bakış açısını gerektirir. Sosyal adaleti sadece ekonometri ile tesis edemezsiniz. Adalet sayılardan, rakamlardan, istatistiklerden daha fazlasını gerektirir.
İnsan doğduğu toprağın, içtiği suyun, soluduğu havanın, baktığı gökyüzünün çocuğudur son tahlilde. Nereye göç edersen et, ruhunun ana vatanı kendi toprağındır.
Hiçbir felsefi kavram, söylem yahut kuram, ölümün ağırlığını hafifletmeye yetmez. Olum anında hiçbir düşünce, teori yahut tarih bilgisi, duanın yerine geçemez. İnsan ölüm anında bilme yahut bilmeme değil, yakarış makamındadır. O anda edilen duada dil, akıl, ruh ve beden bir bütün olur. Hayatta düşüncesini duaya, duasını tefekküre dönüştürebilenler bunun ne anlama geldiğini bilirler. Kalbin diliyle yapılan dua varlığımızın yakarışı hâline gelir.