Sokrates'in ölüm fermanı, Eflatun'un Yunan toplumundan, medeniyetinden ve "demokrasi"den umudunu kestiği andır. Esiri mağaradan çıkaran, hocası Sokrates'tir. Onu öldürmek isteyen ise karanlığa mahkûm ve zincirlerine âşık olmuş, haz ve entrikadan başka bir şey bilmeyen, güç ve iktidar için her şeyi araçsallaştıran ve aklı ve erdemi anlamsız hâle getiren Yunan güruhudur.
Varlık meselemizi çözmek için daha gelişmiş teleskoplara, uydulara, süper bilgisayarlara yahut süper-human yapay zekâlara değil, hakikatin manasını hatırlamamıza ihtiyaç var. İnsan olmayı beceremeyen çağ, bize Süpermen olmayı vadediyor!
Teslimiyet, sadece istemekten vazgeçmek değil, aynı zamanda istememeyi de istemektir. Fakat istememeyi istemek de bir istek olduğu için insan için en kâmil manevi mertebe teslimiyettir. Teslimiyet, pasiflik ve miskinlik demek değildir.İnsanın özne olma vasfindan vazgeçmesi de değildir. Teslimiyet, ilahi ışığın varlık evimize girmesi için orayaı boşaltmak, temizlemek, ona özen, ilgi ve alaka göstermek demektir. Teslimiyet aktif, bilinçli, dirayetli ve arı duru bir biçimde en yüksek olan hakikate uzanmak için prangalarından ve kelepçelerinden kurtulmaktır.
Ruhunu kaybeden insan, tabiatın bir ruhunun olmasına tahammül edemiyor ve onu da ruhsuzlaştırarak kendine benzetmeye çalışıyor. Bunu bilim, üretim, verim, sanayi, teknoloji gibi yaldızlı kelimelerle süslemeye çalışıyor ama hakikat güneş gibi ortada duruyor: Ruhunu kaybeden insan makineleşiyor. Makineleştikçe şefkatsiz, merhametsiz, acımasız, kalpsiz ve vicdansız bir organizmaya dönüşüyor. Bunu yüzüne vuran tüm aynaları kırmak ve yok etmek için her gün yeni yollara başvuruyor.