constant reader

constant reader
@constantreader
...aklıma bir zamanlar Makar'ın tuzağa düşürüp yakaladığı yabani tavşanı gelmişti. Kocaman çok güzel bir hayvandı. İnsan baktığında hayvanın içindeki özgürlük dürtüsünün ne kadar güçlü olduğunu görebiliyordu. Kafese kapatıldığı andan itibaren adeta çıldırmış; yerleri tepmeye, kendini oradan oraya atmaya başlamıştı. Onun bu huzursuz hareketliliği Makar'ı giderek daha çok öfkelendirmiş, birkaç gün sonra dayanamayıp kafesin üstünü kalın bir muşambayla örtmüştü. Hayvan bir süre daha debelendikten sonra pes ederek sakinleşip evcilleşmiş hatta bir süre sonra onu elimle beslememe izin verir olmuştu. Sarhoş olduğu günlerden birinde Makar kafesin kapısını açık bırakınca hayvan fırladığı gibi kırlara koşmustu. Ben onun yeşillikler arasında hızla gözden kaybolacağını düşünürken tavşan kulaklarını dikip öylece durmuş adeta özgürlüğün tadını çıkarmaya koyulmuştu. Uzaklardan, ormandan kulağına yalnızca onun duyabildiği sesler geliyor, burnuyla yalnızca kendisinin alabildiği güzel kokuların keyfini çıkarıyordu. Bütün bu güzellikler yalnızca kendisine aitti, içinde tutulduğu kafes sanki bir tarih olmuştu onun için. Sonra birdenbire bir șey oldu. Kulakları gevşeyip düştü, güzelim postu adeta büzüldü, küçüldü, bıyıkları dikildi ama hiçbir yere kaçmadı. Kendine gelsin diye, ona artık özgür olduğunu hatırlatmak için sıkı bir ıslık öttürdüm. Bu sesi duyduğu halde miskince kendini diğer yana devirdi. Sanki aniden ihtiyarlamıştı, bezginlikle kafesine doğru ilerledi. Bir ara duraksadı, kulaklarını yeniden dikerek. arkasına baktı, sonra kendisini seyreden tavşanların arasından geçerek kafesine girdi. Artık kafesini kendi içinde taşıyordu. Beynini zincire vurmuş ve kaslarını kendi iradesiyle felç etmişti. Onu uyuşuk kaderine razı hemcinslerinden ayıran özgür ruhu kuru bir yonca yaprağından
Sayfa 236·Kitabı okudu
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
İyi de neler olacağına madem Tanrı kendisi karar veriyordu, o zaman neden bu köylüler kaderleri konusunda bu kadar endişeliydiler, kiliselere din adamlarına bu kadar bel bağlıyorlardı? Sovyet komiserleri söylendiği gibi kiliseleri yerle bir edip din adamlarını öldürüp inananları ipe göndereceklerse zaten Kızıl Ordunun bu savaşı kazanmak konusunda küçücük bir şansı bile yok demekti. Fazla mesai yapmaktan ne kadar yorgun olursa olsun Tanrı kullarını böyle bir tehlikeye maruz bırakacak bir gaflete düşemezdi. Yine kiliseleri yakıp yıkan, insanları katleden Almanların bu savaşı kazanmasının anlamı neydi o zaman? Tanrı'nın gözünden bakıldığında madem iki taraf da cinayet işliyordu, o zaman ikisinin de savaşı kaybetmesi daha anlamlıydı.
Sayfa 183·Kitabı okudu
Tanrı'nın beni de cezalandıracağı endişesiyle geceleri gözüme uyku girmiyordu. Tanrı'nın gazabının yalnızca adına Çingene denilen koyu renk gözlü ve saçlı insanlara yönelen bir şey olması mümkün müydü gerçekten? Hâlâ gayet iyi hatırladığım babam açık renk saçlı, mavi gözlü biriyken annem neden esmerdi? Her ikisi de koyu tenli ve aynı sona mahkum bir Çingene ile Yahudi arasında ne fark vardı o zaman? Savaştan sonra dünya üstünde yalnızca sarı saçlı, mavi gözlü insanlar kalacaktı herhalde. Peki ama sarışın insanlardan doğabilecek esmer çocuklara ne olacaktı?
Sayfa 106·Kitabı okudu
Ben doğru dürust konuşamadığım, konuşmaktan tat almadığım birine aşık olamam. Konuşmak için de ortak bir dil, ortak bir duyarlılık gerekir. değil mi? Ortak dili bulmanın zorluğundan söz ediyorum. Kibir değil bu!
Sayfa 152·Kitabı okudu
Editör Hanım, 'Otuz beş yaşında mühendisliği bıraktı ve kendini edebiyata verdi.' cümlesinin biyografimde güzel duracağını düşündüğüm için isimden istifa ettim. Küçük burjuvaları kayda değer lükslerden biri de kendi biyografilerini hayal edebilmeleri ve bazı şeyleri sırf biyografilerinde yer alsın diye yapabilmeleridir.
Sayfa 148·Kitabı okudu