Hiçbir şey olmamış gibi davranan, yaşadığı tüm travmaları sanki başkası yaşamış rahatlığında olan "ben" neyin temsiliydi? Böyle davranmayı nereden öğrenmiştim? Canımın acısını gizleme, kimseye ihtiyacım olmadığını ortaya koyma güdüsü ne anlama geliyordu? Herkesin acısını, derdini, ağrısını anlama motivasyonunda olan ben, kendime gelince neden bu kadar ihmalkâr davranıyordum?
İç dünyamız ile dışarısı arasındaki fark, kendimize olan yabancılığın düzeyiyle ilgili önemli veriler sunabilir. İç dünyanızda fırtınalar koparken, kaygı denizinde boğulmak üzereyken dış dünyanız neșeli, rahat ve tek bașına her türlü problemin üstesinden gelebilecek bir izlenim bırakıyorsa ortada büvük bir sorun var demektir. Bu farkın kapanması için duygusal ihtiyaçlarımızı fark etmemiz gerekiyor. Çünkü fark edemediğimiz her duygusal ihtiyacın benzer ihtiyaçlara sahip kişiler tarafından bilinçdışı olarak karşılanması ve bağımlı ilişkilere yatkınlığın artması muhtemeldir.
Çocuklarımızla ilgili kurguladığımız kaygılı birçok senaryonun gerisinde kendi çocukluk öykümüze dair fark edilmemiş, karşılanmamış duygusal ihtiyaçların varlığı yatar.
Belirtiyi tedavi etmek savaş öncesi anlaşma amacıyla gönderilen elçiyi dinlemeden etkisiz hale getirmek gibidir. Haberciyi fark etmez, dinlemez veya görmezden gelirseniz ruh ve beden, mesajını size daha yüksek bir tınıdan, şiddetini artırarak verecektir.